|
HUKUK HAKKINDA GENEL BİLGİLER |
| 1.1. Toplum Hayatını Düzenleyen Kurallar ve Bunların Yaptırımları |
İnsanların toplum içinde birbirleriyle olan ilişkilerine sosyal ilişkiler denmektedir. Toplum içinde yaşayan insanlarbu ilişkilerinde istedikleri gibi davranamazlar, yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları vardır. İşte, toplumu oluşturan bireylerin uymak zorunda oldukları ödevleri ve kullanacakları yetkileri belirten kurallara Sosyal Düzen Kuralları ve Düzenleyici Kurallar denir. Sosyal hayatı düzenleyen kurallara uygun davranmadığımız takdirde karşılaşacağımız tepki bu davranışın yaptırımıdır. Bir düzenleyici kurala uymadığımız takdirde ortaya çıkan sonuca Yaptırım (Müeyyide) denir. Sosyal hayatı düzenleyen kurallar dört grupta incelenir. Bu kurallar şunlardır: SOSYAL HAYATI DÜZENLEYEN KURALLAR | | Din Kuralları Hukuk Kuralları | | Ahlak Kuralları Yaptırımı (Müeyyidesi) | Manevi Yaptırım Görgü Kuralları | Yaptırım (Müeyyidesi) Manevi Yaptırım |
İnsanın inançlarıyla ilgili ilişkilerini düzenleyen kurallardır. Günümüzde insanı din kurallarına uygun davranmaya zorlayan yaptırımlar yaşadığımız dünya ile ilgili değil, ahirette verileceğine inanılan cezalardır. Din kurallarının yaptırımı; ahirette cezalandırmadır. Ahlak kuralları, iyiliğe, vicdani ödevlere ilişkin kurallar bütünüdür. Yoksullara yardım etmek, verdiği sözü tutmak, başkalarının canına,malına, namusuna saygılı olmak gibi kurallar ahlak kurallarıdır. Ahlak kurallarına uygun hareket edilmediği takdirde kişi toplumsal çevre tarafından kınanır. Örneğin, belediye otobüsünde oturmakta olan genç, yerini, ayakta duran yaşlı bir insana vermezse çevresi tarafından kınanır. Ahlak kurallarının yaptırımı; çevre tarafından kınanmadır. İnsanların, diğer insanlarla birlikte olduklarında göstermeleri gereken davranışları vardır (Oturma, yeme, içme, giyinme vb...). Başka bir ifade ile sosyal hayatta uyulması gereken kurallardır. Görgü kurallarına uygun davranmayan kişi ayıplanır. Kaba, terbiyesiz insan olarak kabul edilir. Görgü kurallarının yaptırımı; toplum tarafından ayıplanmadır. Sosyal hayatı düzenleyen düzenleyici kurallar içinde büyük önem taşıyan hukuk kuralları, insanların birbirleriyle ve toplum ile olan ilişkilerini düzenler. Hukuk kurallarının, diğer kurallardan farkı, zorlayıcı olmasıdır. Bu kuralların yaptırımı ile diğer kuralların yaptırımları arasındaki fark, hukuk kurallarının yaptırımının devlet gücüyle desteklenmiş olmasıdır. Bu nedenle herkes bu kurallara uymak zorundadır. Örneğin; hırsızlık yapan bir kişi hapis cezasına çarptırılır. Vergi borcunu zamanında ödemeyen kişi, gecikme faizi ile birlikte ödemek zorunda kalır. Hukuk kurallarının yaptırımı; devlet tarafından cezalandırılmak veya bir şeyi yapmaya ve yapmamaya zorlanmaktır. Hukukun Tanımı ve Bölümlerİ |
Toplum hayatında, kişilerin birbiri ile olan ilişkilerini düzenleyen ve yaptırım gücünü devletten alan, uyulması zorunlu olan düzenleyici kuralların tümüne hukuk denir. Hukuk, Kamu Hukuku ve Özel Hukuk olmak üzere ikiye ayrılır. Eşit haklara sahip kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına Özel Hukuk denir. Özel hukukun bölümleri şunlardır: Kişilerin; medeni ilişkilerini, mülkiyet ilişkilerini, hak ve borçlarını düzenleyen hukuk dalıdır. Evlilik; mülk edinme, sözleşme yapma gibi ilişkiler medeni hukuk içinde düzenlenmiştir. Kişiler ve şirketler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Çalışma hayatını, işçilerin ve işverenlerin hak ve yükümlülüklerini düzenleyen hukuk dalıdır. | 1.2.1.4. Devletler Özel Hukuku |
Farklı ülke vatandaşı olan bireyler arasındaki özel hukuk ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. Bu durumdaki kişilerin miras, alacak, mülkiyet ilişkileri bu hukuk dalı içinde düzenlenir. Kişilerin ürettiği bilim ve sanat eserleri üzerinde haklarını düzenleyen hukuk dalıdır. Bir yazarın yazdığı romanın hangi koşullarda basılabileceği ve satılacağı bu hukuk dalı içinde duzenlenmiştir. Devletin kişilerle veya başka devletlerle olan ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarına kamu hukuku denir. Kamu hukukun bölümleri şunlarıdır: Anayasa Hukuku, devletin şeklini, yapısını, organlarının görev ve yetkilerini, bunların birbirleriyle olan ilişkilerini, kişilerin temel hak ve hürriyetlerini düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. | 1.2.2.2. Yönetim (İdare) Hukuku |
Bildiğiniz gibi, toplum için önem taşıyan, insanların yerine getirilmesini istediği ortak ihtiyaçlar vardır. Savunma, eğitim-öğretim, sağlık gibi. Bunlara kamu hizmeti denir. İşte kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi için yapılacak işlemleri düzenleyen, bu hizmetlerin yürütülmesi için gerekli kuruluşları ve bunların ödev ve yetkilerini düzenleyen kuralların tümü yönetim hukuku kapsamında incelenir.
Hangi eylem ve davranışların suç olarak kabul edildiği, suç sayılan eylemler işlendiğinde verilecek cezaları belirleyen hukuk kurallarının tümü ceza hukuku kapsamında incelenir. | 1.2.2.4. Yargılama Hukuku |
Yargı organlarının (mahkemelerin) kuruluş ve işleyişlerini ve yargılamanın nasıl yapılacağını düzenleyen hukuk kurallarıdır. 1.2.2.5. Devletler Genel Hukuku
|
Bağımsız devletler veya milletlerarası kuruluşlar arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarıdır. Örneğin; Nato ve Birleşmiş Milletler'in kuruluş ve işleyişleriyle ilgili kurallar. Devlet ve kişiler arasındaki vergi ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarıdır. Kaynakkelimesinin çeşitli anlamlarda kullanıldığı bilinmektedir. Buradaki anlamı hukuk kurallarının hangi biçimde ortaya çıktığını göstermektedir.
| | HUKUKUN KAYNAKLARI | | | YAZILI KAYNAKLAR | YAZISIZ KAYNAKLAR | YARDIMCI KAYNAKLAR | | Anayasa | Örf ve Adet Hukuku
| Yargı Kararları
| | Kanunlar | | | | Kanun Hükmünde Kararname | | | | Tüzükler | | | | Yönetmelikler | | |
Yazılı kaynaklar, en üstte Anayasa o9lmak üzere, kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, tüzükler ve yönetmelikler biçiminde sıralanmıştır. Yazısız Kaynakları, örf ve adet hukuku, yardımcı kaynaklar ve içtihatlar oluşturmaktadır Yazılı kaynakların hiçbiri kendisinden üstte bulunan kurala aykırı olamaz. Örneğin, tüzükler kanunlara aykırı olamaz. Kanunlar, Anayasa'ya aykırı olamazlar. Buna, Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi denir.
1.3.1.1 Kanunlar: Türkiye Büyük Millet Meclisi (Yasama Organınca) yazılı biçimde, kanun adı altında, sürekli olarak uygulanmak üzere çıkarılan, genel ve soyut nitelikte olan hukuk kurallarına kanun denir. Kanun yapma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir. Bu yetki devredilemez. Kanunlar, TBMM'de milletvekilleri tarafından kabul edilir. TMBB'de kabul edilen kanunlar, 15 gün içinde Cumhurbaşkanınca imzalanıp, Resmi Gazete'de yayınlanır. Cumhurbaşkanı, bütçe kanunu dışında kalan kanunları tekrar incelemek üzere gönderebilir. Meclis, aynı yasayı yeniden kabul ederse Cumhurbaşkanı bunu imzalamak zorundadır. Hukukta adı kanun olmamakla birlikte, kanun gücünde olan yazılı hukuk kaynakları da vardır. Bunlar, uluslarlararası antlaşmalar ve Kanun hükmünde kararnamelerdir.
a. Uluslararası Antlaşmalar: Bu çeşit antlaşmalar, hükümet tarafından imzalanıp TBMM tarafından onaylanır. Uluslararası antlaşmalar imzalandığı andan itibaren kanun gücündedir. b. Kanun Hükmünde Kararname: TBMM tarafından verilen yetkiye dayanılarak hükümet tarafından kanun hükmünde kararname çıkarılabilir. Bunlar yayınlandığında yürürlüğe girer, aynı gün TBMM'nin onayına sunulur.
Yasa (Kanun) çıkarmak çok zaman alır, ayrıca toplumu, değişen koşullara kısa sürede uydurma gibi etkenler sayılabilir.
1.3.1.2. Tüzükler: Yasaların emrettiği durumları düzenlemek için çıkarılır. Anayasa'ya göre, Danıştay'ın incelemesinden geçirilere Bakanlar Kurulu kararı ile çıkartılır. Resmi Gazete'de yayınlanır.
1.3.1.3. Yönetmelikler: Kanunların ve Tüzüklerin uygulanmasına ilişkin ayrıntıları gösteren metinlerdir. (Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri tarafından düzenlenebilirler.) Günümüzde yazılı hukuk kaynakları uygulamada öncelikle geçerlidir. Yazılı kaynakların olmadığı durumlarda örf ve adetler de hukuk kaynağı olarak değerlendirilir. Ancak, örf ve adetlerin; hukuk kuralı olarak değerlendirebilmesi için şu şartlar aranmalıdır:
a. Süreklilik: Örf ve adet sürekli olmalıdır. b. Genel inanç: Halk tarafından benimsenmelidir. c. Devlet desteği: Yaptırım gücünü devletten almalıdır. 1.3.3. YARDIMCI KAYNAKLAR |
Hukukun yardımcı kaynaklarından biri de Yargı kararlarıdır (İçtihatlar). Hakim hukuki bir sorunun çözümünde diğer kaynaklara başvurduğu halde sorunu çözemezse benzer konularda daha önce verilmiş yargı kararlarından yararlanabilir. Buna Yargı Kararları (İçtihatlar) denir. 1.4. ATATÜRK'ÜN FİKİR HAYATI |
Mustafa Kemal Atatürk, sadece askeri bir lider değil, aynı zamanda memleket meselelerineçözüm yolları arayan bir fikir adamıdır. O, daha gençlik yıllarından itibaren ülkenin karşı karşıya bulunduğu zorluklarla yakından ilgilendi. Türk tarihini ve kültürünü inceledi. Tarihten aldığı derslerden sonuçlar çıkarıp, fikirlerini geliştirdi. Bu fikirleri aklın ve bilimin rehberliğinde hayata geçirdi. Atatürk, medeni ve müreffeh toplum olmasının yolunu çizerken, bunun dayanağının da bilim ve fende olduğunu şöyle ifade etmektedir: "Milletimizin siyasi, sosyal hayatında, milletimizin fikir terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır." Atatürk'ün bütün fikir ve davranışları gerçekçi ve mantığa uygundur. Atatürk'ün "Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur" sözü onun, akıl ve mantığın yol göstericiliğine olan güvenini gösterir. Atatürk, Türk milletini içine düşürüldüğü geri kalmışlıktan kurtararak modern bir toplum olabilmenin ilkelerini ortaya koydu. Ülkenin kalkınması için ne gerekiyorsa onu yaptı. İlerleme yolundaki engelleri kaldırdı. Memleketin gelişmesi ve Türk insanının mutluluğu onun en büyük idealiydi. Laiklik; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, din ve vicdan hürriyetinin devlet tarafından güvence altına alınmasıdır. Laiklik, devlet yönetiminde aklın ve bilimin esas alınmasını öngörür. Laik devlette, kişiler ibadet hürriyetine sahiptirler. Bir din ve mezhep mensuplarının, başka din ve mezhep mensuplarına karşı baskısını önlemek, laik devletin görevidir. Atatürk'e göre din bir vicdan meselesidir. Dine saygı, inanan insanların haklarına saygının bir sonucudr. Atatürk, bu konudaki görüşünü "Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işlerine karıştırmamaya çalışıyoruz." sözüyle ifade etmiştir. Atatürk, laikliğe büyük önem vermiştir. Laiklik, Türk milletinin maddi, manevi ve fikri yapısını modern medeniyet seviyesine ulaştırmaya yöneliktir. Atatürk, Milli Mücadele sırasında edindiği tecrübelerle, laik devlet düzenini gerekli görmüştür. Dini tanı olarak bilmeyen bazı kişiler, toplumu yanlış yönlendirip çıkar sağlamaya çalışmışlardır. Atatürk, böyle kişilerin istismarını önlemiştir. Atatürk, bu konuda şunları söylemiştir: "Bizi yanlış yola sevk eden sozsuzlar, bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz. Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülüklerden gelmiştir." Laiklik ilkesinde, din düşmanlığı değil, devlet tarafından inanç hürriyetinin tarafsız bir şekilde sağlanması öngörülür. Din ve vicdan hürriyeti olmazsa laik devletten bahsedilemez. Ülkeminiz modernleşmesini sağlayan inkılaplar ancak laik bir devlet ve toplum anlayışı ile mümkün olmuştur. Laiklik, kişilerin din ve inanç hürriyetini sağladığı gibi düşünce hürriyetini de sağlamıştır. Laiklik, devlet yönetiminde milli egemenliğin esas alınması amaçlandığı gibi, aklın ve bilimin rehberliğini öngörür. Aklın ve bilimin ışığında, toplum ihtiyaçları gözetilerek hukuk kurallarının geçerli olması esasını getirir. Atatürk'ün laiklik anlayışında millet sevgisi ile birlikte dine saygılı olma düşüncesi vardır. Laiklik din düşmanlığı değil, toplum hayatında din hürriyetinin ve serbest düşüncenin bir güvencesi olarak değerlendirilmelidir. Laiklik ilkesinde din ve vicdan hürriyetleri anayasaların güvencesi altındadır. Anayasamızın 24. madesine göre, herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Din ve vicdan hürriyeti sayesinde de toplumsal barış sağlanmış olur. Anayasa, devletin temel yapısını, örgütlenişini ve işleyişini düzenleyen temel kanndur. Bugünkü Anayasamız, 1982 yılında halk oyuna sunularak yürürlüğe girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası "Başlangıç" kısmı ile birlikte yedi kısım içinde toplanmış, 177 asıl, 16 geçici maddeden meydana gelmiştir. Birinci Kısım
| : Genel Esaslar (M 1-11) | | İkinci Kısım | : Temel Haklar ve Ödevler (M. 12-74) | | Üçüncü Kısım | : Cumhuriyetin Temel Organları (M. 75-160) | | Dördüncü Kısım | : Mali ve Ekonomik Hükümler (M. 161-173) | | Beşinci Kısım | : Çeşitli Hükümler (M. 174) | | Altıncı Kısım | : Geçici Hükümler (M. 1-16) | | Yedinci Kısım | : on Hükümler (M. 175-177)
|
Anayasamıza göre; Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk Milliyetçiliği'ne bağlı, insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Dili Türkçe'dir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Anayasamız, herkese eşit temel hak ve hürriyetler, sosyal ve ekonomik haklar tanımış, bu hakların korunması ve kullanılmasının sağlanması için devlete ödevler yüklenmiştir. Anayasa hak ve hürriyelerin sınırlandırılmasında temel ölçüleri de koymuştur. Anayasamızın 1. kısmında Genel Esaslar ve Temel İlkeler şu şekilde gösterilmiştir:
a. Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. Bu ilke, devletin demokratik yapısını belirlemektedir. b. Türkiye Cumhuriyeti Laik bir devlettir. Bu ilke, kişilerin dini inanç ve düşüncelerinden ötürü kınanmaması, farklı işlemlere tabi tutulmaması, kamu düzenini bozmamak şartı ile serbestçe ibadet edilebilmesi, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. c. Türkiye Cumhuriyeti Demokratik bir devlettir. Bu ilke ile Cumhuriyetin bütün kurumlarına, bunların işleyişine demokratik, anlayışın egemen olması gereği vurgulanmıştır. Halkın kendisini yönetecekleri, seçilme işbaşına getirmesi esastır. d. Türkiye Cumhuriyeti Sosyal bir devlettir. Sosyal devlet kavramı, vatandaşların sosyal durumlarını iyileştirmeyi, vatandaşlara belirli bir yaşayış sağlamayı, onları sosyal güvenliğe kavuşturmayı kendisi için ödev bilen devlettir. e. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devleti, vatandaşlarının temel hak ve ödevlerinin güvenceye bağlandığı, yasaların Anayasaya uygun olduğu ve bunun denetlendiği, herkesin tâbi olduğu kuralların aynı olduğu, yönetimin hukuka uygun davrandığı devlettir. f. Türkiye Devleti, ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir. g. Türkiye Cumhuriyeti’ nin bayrağı, biçimi kanunda belirtilmiş olan, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. h. Türkiye Cumhuriyeti'nin millî marşı İstiklâl Marşı’dır. ı. Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara’dır. i. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk Milleti egemenliğini Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır. j. Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir. k. Anayasa'nın hükümleri Yasama, Yürütme ve Yargı organlarını, İdarî Makamlarını kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz. (Anayasa M. 117) l. Anayasa'nın devletin şeklinin cumhuriyet olduğunu bildiren hükmüyle 2. maddedeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesindeki hükümler değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif olunamaz. | Temel Hak ve Hürriyetlerimiz |
a. Kişi dokunulmazlığı b. Kişi hürriyeti c. Özel hayatın gizliliği d. Konut dokunulmazlığı e. Haberleşme hürriyeti f. Din ve vicdan hürriyeti g. Açıklama hürriyeti h. Bilim ve sanat hürriyeti ı. Başkaca hak ve hürriyetler
Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması
Hak ve hürriyetler sınırsız değildir. Anayasamıza göre, hak ve hürriyetler ülke bütünlüğünün, ulusal egemenliğin, cumhuriyetin, kamu düzeninin, milli güvenliğin. genel ahlak ve sağlığın korunması amacı ile ve ancak kanun ile sınırlanabilir.
Devletin Temel Ödevleri
Anayasamıza göre devletin yüklendiği çeşitli görevler vardır. Bunlara örnek olarak ailenin korunması, konut ihtiyacının karşılanması, çevrenin korunması, küçüklerin ve kadınların korunması gibi ödevleri sayabiliriz. Anayasamızın 3. kısmında ise, Cumhuriyetin temel organları şu şekilde gösterilmiştir. CUMHURİYETİN TEMEL ORGANLARI __________|________ | | | Yasama Yürütme Yargı
|
1. Yasama Organı: Kanun yapma yetkisine sahip Türkiye Büyük Millet Meclis'dir. 2. Yürütme Organı: Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulu'ndan meydana gelir. 3. Yargı organı: Bağımsız mahkemelerdir.
Yargı Organları
Uyuşmazlık halinde davaların açıldığı mahkemelere birinci derece mahkemeleri denir. Bu mahkemelerin kararlarının yeniden incelendiği yüksek mahkemeler; Danıştay, Yargıtay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek Mahkemesi'dir. Bunlara Denetim Mahkemesi de denir.
Mahkemelerin görevleri: Kanunda açıkça öteki gruplara giren mahkemelerce bakılacağı bildirilmeyen bütün davalara adli mahkemelerce bakılır. Bunlara Genel Mahkemeler de denir. Adli mahkemeler hukuk ve ceza mahkemeleri olarak ikiye ayrılır. İlk derece adli mahkemelerin verdiği hükümleri denetleyen yüksek mahkeme Yargıtay'dır. YARGI ORGANLARI (MAHKEMELER)
|
YARGI ORGANLARI (MAHKEMELER)
Anayasa Mahkemesi => Anayasa Mahkemesi
Adli Mahkemeler |- Hukuk Mahkemeleri |- Sulh Hukuk Mahkemeleri |- Asliye Hukuk Mahkemeleri |- Asliye Ticaret Mahkemeleri |- Ceza Mahkemeleri |- Sulh Ceza Mahkemeleri |- Asliye Ceza Mahkemeleri |- Ağır Ceza Mahkemeleri
Adli Mahkemeler ve Ceza Mahkemeleri => Yargıtay İdari Mahkemeler |- Bölge İdare Mahkemeleri |- İdare Mahkemeleri |- Vergi Mahkemeleri
İdari Mahkemeler => Sayıştay.
Askeri Mahkemeler |- Askeri Yargıtay
Askeri Mahkemeler => Askeri Yüksek İdare Mahkemeleri
Özel Mahkemeler |- Uyuşmazlık Mahkemesi |- Tapulama ve İş Mahkemeleri
Özel Mahkemeler ==> Sayıştay |
Nayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İç Tüzüğü'nün Anayasa'ya aykırılığı konusunda açılabilecek davalara bakar. Ayrıca, yüksek devlet görevlerinde bulunanların görevleriyle ilgili suçlarından doğan ceza davalarına Yüce Divan sıfatı ile bakar. İdari eylem ve işlemlerden doğan uyuşmazlıkların çözüm yeri idari mahkemelerdir. Bunlar: İdari Mahkemeleri, Vergi Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri ve Danıştay'dır. İlk derece idari mahkemelerin verdiği hükümleri denetleyen yüksek mahkeme Danıştay'dır. Askeri Yargıyı da askeri mahkemeler ve denetim mahkemesi olarak Askeri Yargıtay yürütür. Askeri kuruluşlarla ilgili idari uyuşmazlıklar ise Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından çözümlenir. Kişiler ve Hukuki Ehliyetleri 2.1 Kişi, Gerçek Kişi ve Tüzel Kişi Kavramları Kişi haklara ve borçlara sahip olabilen hukukun tanıdığı varlıklardır. Hukukta hak ehliyetine yani medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip her varlık kişi olarak nitelendirilmektedir. Nitekim Medeni Kanun sadece insanları kişi olarak ele almamış, insanın yanında hukukun aradığı şartları yerine getiren şirket, dernek gibi insan toplulukları veya vakıf gibi mal topluluklarını da kişi olarak kabul etmiştir. Buna göre kişiler, gerçek ve tüzel kişiler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. 2.1.1 Gerçek Kişiler İnsanların bizzat kendileridir. Bugün Medeni Hukuk kuralları dil, din, cinsiyet ve ırk gibi farklar gözetmeden bütün insanları gerçek kişi olarak kabul etmektedir. Halbuki eskiden Roma Hukuku'nda köleler ve esirler kişi olarak kabul edilmiyor, bir eşya gibi muamele görüp satılabiliyor veya kiralanabiliyordu. 2.1.2 Tüzel Kişiler Belli bir amacın gerçekleştirilmesi için bir araya gelmiş insan toplulukları veya bir araya getirilmiş olan mal topluluklarıdır. Tüzel kişiler, kendilerini meydana getirmiş olan insanlardan ayrılarak başlı başına bağımsız bir varlık haline gelmişlerdir. İnsanlar gibi hak saibi olabilirler. Hukuki işlemler yaparak borç altına girebilirler, haksız fiilleriyle başkalarına verdikleri zararlardan dolayı sorumlu olurlar, dava açabilirler., kişilik haklarından yararlanabilirler. Tüzel kişiliklerin bu faaliyetlerini yetki almış gerçek kişiler yürütür. Tüzel kişilerin ömrü onları meydana getiren insanlara bağlı değildir. O insanlar ölmüş olsa bile tüzel kişiler faaliyetlerini sürdürmeye devam ederler. Medeni Kanunumuzun 47. maddesine göre "Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukarı kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Amacı hukuka veya ahlaka aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz." Diğer taraftan 48. maddesine göre is, "Tüzel kişiler cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildir." Medeni Kanun, "Dernekler" ve "Vakıflar" olmak üzere iki tür tüzel kişilik düzenlemiştir. Bunlara Medeni Hukuk Tüzel Kişileri denilmektedir. Ayrıca yasalarla bazı kurum ve kuruluşlar da tüzel kişilik haklarına sahip olabilmektedirler. Örneğin; Belediye, Sosyal Sigortalar Kurumu, Üniversite Rektörlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Anonim Şirket gibi. 2.2.3 Dernekler Medeni hukuk tüzel kişilerinden Dernekler, en az yedi gerçek kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip topluluklardır." (Medeni Kanun madde 56) "Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir. Dernek kurucularının fiil ehliyetine sahip olması gerekir." (MK m57) "Her derneğin adı, amacı, yerleşim yeri, kurucuları, gelir kaynakları, üyelik koşulları, organları ve örgütü ile geçici yönetim kurulunun gösterilmesi zorunludurç Dernek tüzüğü, kanun emredici hükümlere aykırı olamaz." (MK m58) "Dernekler, kuruluş bildirimi, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mulki amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar." (MK m59) Dernekler ile ilgili ayrıca 1983 tarihli ve 2908 sayılı "Dernekler Kanunu" bulunmaktadır. Medeni Kanun'da bulunmayan hükümler adı geçen bu kanunda yer almaktadır. 2.2.4 Vakıflar Medeni hukukun kapsamı içersinde yer alan diğer tüzel kişilik vakıflarıdır. Medeni kanunumuza göre; "Vakıflar" gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Bir mal varlığının bütünü gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği bilinen her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir. Vakıflarda üyelik olmaz. Diğer taraftan Vakıf kurma iradesi, resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanmaktadır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesinde tescil edilmek suretiyle tüzel kişilik kazanmaktadır. (MK m102) Vakıf senedinde, vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yeri gösterilir. (MK m106) Medeni Kanun'da bulunmayan hükümler ayrıca 13.06.1935 tarih ve 2762 sayılı "Vakıflar Kanunu" ile düzenlenmektedir. Gerçek kişiler, sağ olarak doğmakla kişilik kazanırlar. Tüzel kişiler, kurucuların iradelerini birleştirmeleri ve ilgili makamlardan önceden izin almaları veya kuruluşlarını tescil ettirmeleri ile kişilik kazanırlar. Gerçek kişilerin kişilik hakları ölümle veya gaiple sona erer Ölüm, tabi bir haldir ve kalp atışı, nefes alma, görme ve beyin faaliyetleri gibi hayat belitilerinin tıbben ve tamamen ortadan kalkması demektir. Medeni Kanunumuz'a göre bir kimse, ölümüne kesin bir gözle bakılmayı gerektiren durum içinde kaybolursa, cesedi bulunamamış olsa bile gerçekten ölmüş sayılır. Gaiplik ise bir kimsenin fiziki ve tıbbi olarak ölümü ile değil, hukuki olarak ölmüş nazarıyla değerlendirilmesidir. Gaiplik, kanunda belirlenen özel şartların varlığı ile gerçekleşen ve ölüm sonucunu doğuran hukuki bir durumdur. Bu nedenle gaiplik hali hukuki bir durum olduğu için ancak hakim kararı ile gerçekleşir. Medeni Kanunumuz'a göre, ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa hakları bu ölüye bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir. (MK m32) Gaiplik kararı verilen kişinin ölüm ihtimali fazla ise buna "ölüm tehlikesi içinde kaybolma" denir. Ölüm tehlikesi içinde kaybolmada bekleme süresi 1 yıl, ölüm ihtimali zayıf ise, yani kendisinden uzun zamandan beri haber alınamaması hali varsa beş yıl beklenir. Mirası varislerine emanet edilir. Ancak, birinci halde beş yıl sonra, ikinci halde ise 15 yıl sonra varislerine intikal eder. Tüzel kişilerde ise amacın gerçekleşmiş olması, amacın gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesi, sürenin dolmuş olması, yönetim kurulunu kuramayacak hale gelmesi, acze düşmesi, üst üste iki olağan genel kurul toplantısı yapamaması, kuruluş amaç ve şartlarını kaybetmesi, ilk genel kurulun yapılamaması gibi sebeplerle dağılması yani kendiliğinden sona ermesi ya da kendi yetkili organının kararı, gayenin hukuka, ahlaka ve adaba aykırı hale gelmesi, kanunun emredici hükümlerine uyulmamış olması, suç teşkil edici davranışlara girmesi halinde mahkeme kararı veya ilgili idarenin gerek görmesi üzerine alacağı karar feshedilmesi (dağıtılması) yani kararla ortadan kaldırılması şeklinde kişilik hakları sona erer. Kişilik hakları, kişilerin maddi, manevi ve iktisadi bütünlüğünü ve varlıkları üzerinde sahip oldukları sağlığı adı, şeref ve hassasiyeti, vücut bütünlüğünü, fikri ve iktisadi özgürlüğü gibi haklarıdır. 2.2 Hukuk Ehliyeti Medeni Hukuk'a göre, kişiler medeni haklardan yararlanma ehliyeti dediğimiz "hak ehliyeti" ve medeni hakları kullanma ehliyeti dediğimiz "fiil ehliyeti" olmak üzere iki tür ehliyete sahip olabilir. Hak ehliyeti gerçek ve tüzel bir kişinin medeni haklardan eşit olarak yararlanmasına imkan veren bir yetkidir. Sağ olarak doğan her gerçek kişi ve kanunun öngördüğü şekilde korunmuş her tüzel kişi hak ehliyetine sahip olur. Hak ehliyeti açısından her kişi medeni haklardan eşit olarak yararlanır. Medeni Kanunumuz'un 8. maddesine göre "Her insanın hak ehliyeti vardır. Bütün insanlar, hukuk düzeninin içind, haklara ve borçlara ehil olmada eşitlenirler." Fiil ehliyeti, bir şahsın mümeyyiz (iyi ve kötüyü ayırt edebilen) olmak, reşit (18 yaşını dolduran) olmak ve mahçur (kısıtlı) olmamak, bizzat kendi fiil ve muameleleriyle kendi lehine haklar, aleyhine borçlar yüklenebilesidir. Medeni Kanunumuz'a göre "Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır." (MK m10) "Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiileriyle hak edinebilir ve borç altına girebilirler." (MK m9) Mümeyyiz olan kişi temyiz gücüne sahiptir. Yani makul hareket etme gücüne sahiptir. Kendi kararını kendi verebilir. İyiyi kötüyü ayırt edebilir. Medeni Kanun'a göre, yaşının küçüklüğü nedeniyle yahut akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk veya bunlara benzer sebeplerle makul hareket etme iktidarına sahip olmayan yani akıl hastası, geri zekalı, yaşı küçük çocuk, sarhoş gibi kimseler hariç, herkes mümeyyiz kabul edilir.(MK m13) Medeni Kanun'a göre fiil ehliyetine sahip olabilmek için reşit olmak da gerekir. Reşit olmak, fikri olgunluğa erişmiş olmak ve belli bir yaşa gelmektir. Bu yaş, Medeni Kanun'a göre 18 yaşın doldurulması ile başlar. "MK m11) Ancak evlenme ile de reşit olunabilir. 17 yaşını dolduran kadın ve erkek evlenebilmektedirler. Önemli bir sebebin varlığı halinde ise erkek ve kadın için bu yaş 16 yaşını doldurmuş olalıdır. Bu hallerde 18 yaşından küçükler evlenmekle reşit olurlar. (MK m124) Fiil ehliyetine sahip olmak için mahcur (kısıtlı) olmamak da gerekir. Yani, hacir altına alınmış olmamak gerekir. Medeni Kanun'a göre akıl hastalığı, akıl zayıflığı, israf, ayyaşilık, kötü hal, kötü idare, mahkumiyet, acze düşme gibi sebeplerle bir kimsenin fiil ehliyeti mahkeme kararıyla kısıtlanabilir. Bunun dışındaki hallerde herkes fiil ehliyetine sahiptir. Fiil ehliyetine sahip olan bir kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilirler. (MK m9) Ancak, kısıtlanması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber, korunması bakımından fiil ehliyetinin kısmen sınırlandırılması kendi menfaatleri icabı görülen reşit kimseyere, gerek kendi istekleri ile veya gerekse yakınlarının istekleri ile vesayet makamı olan Sulh Hukuk hakimi tarafından kendisine kanuni danışman tayin edebilir. Buna göre bu kimselerin bazı hukuki muameleleri yapabilmeleri bakımından ehliyetleri kısıtlanmıştır. Bunlara Sınırlı Ehliyetler denir. Sınırlı Ehliyetler, danışmanlarının izni olmadan dava açamazlar, gayri menkuller üzerine alım, satım ve rehin hakkını kullanamazlar, kıymetli evrak alıp satamazlar (hisse senedi, tahvil gibi), inşaat yapamazlar, ödünç verip alamazlar, sermayeyi devretmek, bağışlamak, kambiyo taahhütleri altına girmek (senet düzenlemek), kefil olmak gibi işlemleri yapamazlar. (MK m429). Bu gibi işlemleri ancak danışmanlndan izin aldıktan sonra yine bizzat kendileri yaparlar. Danışman kanuni temsilci değildir. Yani sınırlı kişinin nam ve hesabına bu işlemleri yapmaya yetkili değildir. Sınırlı ehliyetli kişiler, bu tür hukuki muamelelerin dışında kalan medeni hakları da yine kendileri bizzat kullanabilirler. Mülkiyet 3.1 Mülkiyet Kavramı ve Kapsamı 3.1.1. Mülkiyetin Hukuki ANlamı ve Unsurları Mülkiyet sözcüğü Arapça mülk sözcüğünden gelmektedir. Mülkiyet; saltanat, yönetme gücü, yetkisi anlamındadır. Hukuk dilinde mülkiyet ise mala, eşyaya ait bir kullanma yetkisidr. Bu hak, bir mal üzerine, kanunların çizdiği sınırlar içinde kalmak koşuluyla, sürekli ve tekelci bir tasarruf egemenlik hakkıdır. Bu tanıma göre mülkiyetin dört unsuru şunlardır: a. Mal üzerinde tasarruf yetkisi, b. Bu yetkinin mülkiyet hakkı sahibinin (malikin) teklifinde olması, c. Bu hakkın sürekli ve kesintisiz olması, ç. Bu hakkın kanunlar tarafından sınırlandırılmış olması. Sınırlamanın amacı; mülkiyet hakkının kullanılmasının kamu yararına olmasını ve toplum düzeyine aykırı etkileri olmasını engellemektir. 3.1.2 Mülkiyetin Konusu Medeni Kanunumuz'a göre, mülkiyet hakkının konusu "mallar" ve "şeyler"dir. Bu şey veya malın mülkiyet hakkına konu olabilmesi için: a. Mülkiyet hakkının sağladığı yetkinin kullanıma elverişli olması, b. Ekonomik bir değer taşıması, c. Bağımsız bir varlığı olması gerekmektedir. Örneğin, güneş ışığı ve rüzgar, yerine göre ekonomik değer taşıyabilirler, ancak bu güçleri egemenliğimiz altında tutamayacağımız için mülkiyet hakkında konu olamazlar. 3.1.3. Mütemmim Cüz (Tamamlayıcı Parça), Semere (Doğal Ürün), Teferruat (Eklenti) Doğalürünler, tamamlayıcı parçaların özel bir türüdür. Bunlar bir şeyin aslını ve üretim gücünü zedelemeden düzenli aralıklarla ürettiği ve o şeyin ekonomik verimi oluşturan şeylerdir. Ağacın meyvesi , ineğin sütü ve tavuğun yumurtası gibi. Taşınır veya taşınmaz bağımsız bir malın işlevini yerine getirebilmek için bumala sürekli olarak bağlı kılınmış taşınır mala eklenti (teferruat) denir. Kol saatinin kayışı, otel odasının yatağı, otomobille birlikte verilen anahtar gibi. 3.1.4 Mülkiyetin Kapsamı Bir şey üzerindeki mülkiyet hakkı, o şeyin tümünü, tamamlayıcı parçalarını ve doğal ürünlerini kapsar. Bir malı oluşturan tamamlayıcı parçaların bir kısmı üzerinde başka, öteki kısımları üzerinde başka bir mülkiyet hakkı bulunamaz. Ancak bu kuralın da bazı istisnaları vardır. (Kat mülkiyeti gibi) 3.2 Topluluk Mülkiyeti ve Kat Mülkiyeti Bir mal üzerinde bir mülkiyet hakkı bulunabilir, ancak bu hakkın sahibi birden çok kişi olabilir. Burada mülkiyetin birden çok kişi ait olmasıyla tüzel kişinin mülkiyetini ayırmak gerekir. Şirket, dernek veya vakfın mülkiyet hakkı da bireylsel mülkiyet gibidir. Topluluk mülkiyetinin iki türü vardır: 3.2.1 Müşterek Mülkiyet: Bir mal üzerindeki mülkiyetin belli oranlarda başka kişilere ait olmasıdır. Bu kişilerin mülkiyet malın belli bir paçasına veya bölümüne ilişkin olmayıp tümüne ilişkindir. Yani tün mülkiyet hakkının belli sayısal oranı kastedilmiştir. Pay sahibine Paydaş denir. Müşterek mülkiyette: a. Her paydaş kendi ppayı üzerinde dilediği tasarrufta bulunabilir. Payın sahibidir. İpotek edebilir. b. Her paydaş maldan kendi payı oranında yararlanabilir. c. Her paydaş, malın tamamı üzerinde alınacak önemli kararların verilmesinde payı oranında katılabilir. ç. Satış veya biçim değiştirme konularında paydaşların oy birliği gereklidir. 3.2.2 İştirak Halinde Mülkiyet: Birden çok kişinin her birinin mülkiyet payı belirlenmiş olmadan, bir mal üzerinde mülkiyet sahibi olmalarıdır. Paylar belli olmadığı için malla ilgili bütün yetkilerin kullanımı için oy birliği gereklidir. İştirak halinde mülkiyet, mirasçıların ortaklaşa sahip oldukları mallarda, karı-kocanın ortaklaşa sahip oldukları mallarda, adi şirketlerin mallarında görülür. 3.2.3. Kat Mülkiyeti: Genel Mülkiyet kuralının aksine bir binanın mütemmim cüzleri olan, büro gibi bölümler üzerinde, bu konuya ilişkin özel yasaya (634 sayılı kat mülkiyeti kanunu) göre ayrı aryı mülkiyet hakkı olabilir. Bağımsız bölümün sahibi, bu bölümün tümü ve eklentileri üzerinde mülkiyet hakkı sahibidir. Ayrıca, her kat maliki taşınmazın üzerinde, kendisine ait bağımsız bölümün değeri ile ilgili olarak ortak mülkiyet payına sahiptir. Buna arsa payı denir. Kat maliki, ortak yerler üzerinde arsa payı ile orantılı olarak ortakmülkiyet payına ve kullanma hakkına sahiptir. Kat sahiplerinin hak ve yükümlülüklerini, yararlanırken uyacakları kurallar, kat mülkiyeti kanunu ve bu kanuna göreher taşınmaz için oluşturulan yönetim planı ile düzenlenmiştir. Taşınmaz, kat maliklerii tarafından her yıl seçilen yönetim kurulunca yönetilir. 3.3. Ziyletlik 3.3.1 Zilyetlik Kavramı Zilyetlik, bir kişinin bir şey üzerindeki fiili egemenliğidir. Zilyetlik, bir hak değil, hukukun bir takım sonuçlar tanıdığı eylemli bir durumdur. Zilyetliğe sahip olan kişiye Zilyet denir. Örneğin, şu anda kolunuzda bulunan saatin zilyetliği size ait olduğu kesindir, ama mülkiyeti size ait olmayabilir. O halde, bu malık mülkiyeti size ait olsa da, bu mal başkasının zileytinde olabilir. Bir malın zilyeti aynı zamanda sahibi de olabilir. 3.3.2 Zilyetliğin Unsurları: Zilyetliğin iki unsuru vardır: a. Fiili egemenlik: Kiinin, eşya üzerindeki maddi ve fiziki egemenliğini ifade eder. Bu egemenlik, saati kolunda taşımak gibi yakın temasla görülen egemenlik olabileceği gibi kapı önünde duran otomobil örneğindeki gibi fiziki temas olmaksızın da olabilir. b. Ziynetlik iradesi: Bir kişinin bir malın zilyetli sayılması için o mal üzerinde kendi isteği ile hakimiyet kuruş olması gerekir. Örneğin; evinin önüne psta kutusu koyan kimse, kutuya atılan bütün mektupların zilyeti olur. 3.3.3. Zilyetliğin Hukukta Önemi a. Zilyetlik, mülkiyet hakkı varlığının belirtisi sayılır. Bir malın zilyeti, o malın maliki (sahibi) sayılır. Bunun tersini ileri sürenlerin kanıtlaması gerekir. b. Taşınır malların mülkiyetinin geçirilmesi için o malın zilyetliğinin devredilmesi gerekir. c. Zaman aşımı yolu ile bir malın mülkiyetinin kzanılmasında zilyetlik önemli rol oynar. 3.3.4. Zilyetliğin Çeşitleri Kabul edilen sınıflandırmaya göre iki çeşit zilyetlik vardır. a. Asli Zilyetlik: Bir malın zilyetinin aynı zamanda maliki olması durumudur. b. Fer-i Zilyetlik: Bir malın mülkiyet hakkının bşa bir hakka dayanarak hakimiyetinde bulundurma durumudur. Örneğin, kiraya verilen bir evin sahibi asli zilyetli, kiracı ise fer-i zilyetlidiri. 3.4. Taşınır Mal Maliyeti 3.4.1. Taşınır Mal Mülkiyetin Konusu: Taşınır mal mülkiyetine konu olan mallar şunlardır: a. Bir yerden başka bir yere taşınabilen veya kendi gücüyle yer değiştirebilen canlı veya cansız şeyler. At, bisiklet, gözlük gibi. b. Mülkiyete elverişli doğal güçler. 3.4.2. Taşınır Mülkiyetin Kazanılması Taşınır amllara sahip olabilme yolları şunlardır: a. Teslim: Bir taşınır malın mülkiyeti, yeni malike teslim yoluyla el değiştirir. Bunun için malın maliki, mülkiyeti devretmek amacıyla teslim etmek, devralan da mülkiyeti devralmak amacıyla teslim almalıdır. b. İhraz (Ele Geçirme): Sahipsiz bir malın ona sahip olmak niyetiyle ele geçirilmesidir. Atık kağıtların veya şişelerin toplanması gibi. c. Kazandırıcı Zaman Aşımı: Başkasına ait bir malı 5 yıl süreyle, çekişmesiz ve aralıksız, sahibi olduğuna inanarak ve iyi niyetle elinde bulunduran kişi, o malın sahibi olur. Örneğin, bir mağazadan satın alınan, görünüşleri benzer iki şey yanlışlıkla karışırsa ve alıcılar bunu fark etmezlerse 5 yıl sonunda malların sahibi olurlar. ç. Hukuki Tağyir (Başkalaştırma): Bir şey üzerinde emek harcayarak onu işleyerek değiştiren kişi, harcadığı emeğin değeri, kullandığı malın değerinden fazlaysa ortaya çıkan yeni şeyin sahibi olur. Kullanılan mal daha kıymetli ise mülkiyet, bu malın sahibinindir. Örneğin, bir kumaşı dikerek elbise haline getirmek. d. Birleşme ve Karışma: Başka kimselere ait mallar bir biçimde karışabilirler ve bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayabilir. Bu durumda, a. Karışan şeylerden biri diğerinin tamamlayıcı parçası olmuşsa malik asıl şeyin sahibidir. Örneğin, bir kişi bir başkasına ait çivileri kullanarak bir masa yaparsa masanın sahibi olur. Masanın sahibi malını kullandığı kişiye uygun bir tazminat ödeyecektir. b. Karışan şeylerden birinin, diğerinin tamamlayıcı parçası olduğu söylenmezse birleşen/karışan malların sahipleri, kendi mallarının değeri oranında ortaya çıkan malın müşterek maliki olurlar. Örneğin, ortaklaşa kullanılan bir mutfakta yemek yaparken, başkasına ait şekeri kullanarak pasta yapılırsa bu durumda pasta kime ait olacaktır? Burada meydana gelen birleşim-karışım üzerinde kişiler, kendi mallarının değeriyle orantılı olarak müşterek mülkiyet payı kazanırlar. e. Yitik Şeyin Ele Geçirilmesi: Kaybedilen bir şeyi bulan kimse, sahibini biliyorsa ona haber vermekle yükümlüdür. Bilmiyorsa ya polise haber verecek ya da ilan verecektir. İlan veya bildirme gününden başlayarak 5 yıl geçtiğinde, o şeyin sahibi ortaya çıkmazsa mal bulanın olur. f. Miras: Gerçek kişilerin ölümü halinde, malik oldukları taşınır malların mülkiyeti mirasçılarına geçer. 3.4.3. Taşınır Malın Mülkiyetinin Sonlanması a. Mülkiyetten vazgeçme niyetiyle terk etme, b. Malın yok olması veya mülkiyete elverişli olmaktan çıkması, c. Malikin mülkiyeti devir niyetiyle malı başkasına teslim etmesi, ç. Malikin ölmesii, d. Birleşme-karışma , hukuki tağyir, zaman aşımı, yitik şeyin ele geçirilmesi gibi nedenlerle, malikin isteği dışında mülkiyet hakkının kalkması, e. Mala devlet tarafından el konması durumlarında mülkiyet sonlanır. 3.5. Taşınmaz Mal Mülkiyeti 3.5.1. Taşınmaz Mal Mülkiyetinin Konusu Medeni Kanunumuz'a göre, şu mallar ve haklar taşınmaz mülkiyetine konu olabilir: a. Arazi: Sınırları belirlenmiş toprak parçasıdır. Arazi üzerindeki yapılar ve bitkiler onun tamamlayıcı parçası olur ve arazi ile bir bütün olarak taşınmaz mal mülkiyetine konu olurlar. b. Madenler: İşletilecek maden cevheri elde edilmesine ilişkin maden ve petrol yatakları içinde bulundukları arazinin mülkiyeti kapsamına girmez. Ayrıca, hukukumuza göre madenler özel mülkiyet konusu olamazlar. Devlet, kişilere madenlerin sadece işletme hakkını verir. c. Tapu kütüğüne bağımsız ve sürekli olarak kaydedilen aynı haklar: Bir hakkın bağımsız olarak tapu kütüğüne kaydedilebilmesi için, bu hakkın sahibi tarafından başkasına devredilebilen bir hak olması ve sürekli olması gerekir. İrtifak hakkı denilen, bu haklara örnek olarak, başkasına ait bir arsaya inşaat hakkı gösterilebilir. ç. Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler: Kat Mülkiyeti Kanunu'na göre kat mülkiyeti kurulan taşınmazlarda her bağımsız bölüm için kat mülkiyeti kütüğünde ayrı bir safya açılır. Bu kütüğe kaydedilen her bağımsız bölüm ayrı bir taşınmaz mal niteliği kazanır. 3.5.2. Taşınmaz Mal Mülkiyetinin Kazanılması Kural olarak taşınmaz mal mülkiyeti, malikin adının tapu kütüğüne taşınmazın sahibi olarak yazılmasıyla kazanılır. Buna tescille kazanım denir. Ancan bunun dışında bazı yollarla da taşınmaz mal mülkiyeti kazanılabilir. Bunlar şöyle özetlenebilir: a. Tescilsiz Kazanma aa. İşgal yoluyla: Tapuya tescil edilmemiş arazilerin işgal (zilyetlik) yoluyla mülkiyetinin elde edilmesi. bb. Yeni arazi oluşumu: Göl veya nehir kıyılarında dolma ve doldurulma yoluyla ortaya çıkan sahipsiz araziler de, devlet tarafından belirlenen bazı şartlarda, kişiler adına tapu kütüğüne kaydedilebilir. Sahipsiz yerlerde arazinin birikmesi, dolması ve kayması ya da su seviyelerinin değişmesi halinde oluşan arazi devletin mülkü olur. Ancak kendisine ait bir taşınmazdan ayrılan parçaların bir bütün oluşturduğunu kanıtlayan kimse onları geri alabilir. cc. Kamulaştırma (istimlak): Kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, devlet ve kamu tüzel kişilerince, mal sahibinin rıza ve muafakatına bakılmaksızın sahibinden satın alarak kamuya mal etmektir. çç. Cebri icra: Haczedilen taşınmazın ihale ile satılması durumunda ihale sonuçlandığı anda taşınmazı alan kişi, mülkiyet hakkını kazanır. ee. Miras: Gerçek kişinin ölümü anında taşınmaz malların mülkiyeti mirasçılarına geçer. ff. Mahkeme kararı (ilam) : Mahkemeler ile taşınmaz malların mülkiyeti el değiştirebilir. b. Zaman Aşımı ile Kazanma aa. Adi Kazandırıcı Zaman Aşımı 1. Hukuk açısından geçerli olmayan bir işlem sonucunda bir kişinin adının bir taşınmazın sahibi olarak tapuya işlenmesi, 2. Bu kişinin iyi niyetli olması, yani yapılanişlemin hukuk açısından geçersiz olduğunu bilmemesi, 3. Aralıksız ve çekişmesiz olarak o taşınmazı, 10 yıl süreyle zilyetliğinde bulundurması, Şartlarının gerçekleşmesi halinde bu kişi bu taşınmazın mülkiyetini gerçekten kazanır. Akıl hastası olan Ahmet, sahip olduğu arsayı Mehmet'e satmış. Arsa, tapu kütüğünde Mehmet'in adına tescil edilmiş. Mehmet iyi niyetli yani Ahmet'in akıl hastası olduğunu bilmiyor. Aradan çekişmesiz 10 yıl geçiyor. Daha sonra Ahmet'in yakınları bu satışın geçersiz olduğunu iddia ederek Mehmet'e dava açıyor. Bu dava kurallara göre: 1. Satış hukuken geçersiz olmakla birlikte, Mehmet tapu kütüğüne, taşınmazın yeni sahibi olarak kaydedilmiştir. 2. Satın alan kişi iyi niyetli, yani Ahmet'in akıl hastası olduğunu bilmemektedir. 3. Aradan çekişmesiz 10 yıl geçmiş, Ahmet'in yakınları daha sonra dava açmışlardır. Sonuç olarak Mehmet, adi kazandırıcı zaman aşımı ile taşınmazın mülkiyetini gerçekten kazanmış olur. bb. Olağanüstü Kazandırıcı Zaman Aşımı: Bu yolla mülkiyet kazanılması için şu şartların gerçekleşmesi gerekir: 1. Mülkiyet kazanılacak mal tapuda kayıtlı olmamalı, ya da maliki en az 20 yıl önce ve mirasçısız ölmüş olmalıdır. 2. Mülkiyeti kazanacak kişi, taşınmaza malik sıfatıyla zilyet olmalıdır. 3. Zilyetlik aralıksız ve çekişmesiz en az 20 yıl sürmelidir. Bu şartların gerçekleşmesi halinde, mahkemeye başvurularak tescil talep edilir. Mahkeme, talebi haklı görürse tescile karar verir. 3.5.3. Taşınmaz Mal Mülkiyetinin Sona Ermesi: Bir taşınmaz mal üzerindeki mülkiyet hakkı aşağıdaki hallerde sona erer: a. Taşınmaz malın yok olması b. Taşınmaz mülkiyetinin tapudan silinmesi yoluyla terk edilmesi c. Kamulaştırma ç. Mülkiyetin bir başkasına geçmesi.. |