| | "Yaşayan Tarih” siyasal bildiriler, anababalara ve halka yönelik bilgilendirme malzemesi, okullara, üniversitelere ve araştırma kurumlarına yönelik yatırımları kapsamaktadır. Yazı ilk elde YETİŞKİN KİŞİLERİN okuması için yazılmıştır. Çocukların, eserin içindeki bazı resimleri görmesi, yazıları okuması SAKINCALI olabilir.
II. Bölüm
|
Anne Frank 1929 yılı haziran ayında Almanya’nın Frankfurt am Main kentinde doğdu. Anne Frank’ın günlüğü Soykırımı’yla ilgili en tanınmış belgelerden biridir. Anne 13 yaşındayken günlük tutmaya başladı. Günlük kısa bir süre önce orijinal haliyle basıldı ve 50’yi aşkın dile çevrildi. Anne 1933’de, Hitler’in yönetime geçmesinden kısa bir süre sonra babası Otto, annesi Edith ve kız kardeşi Margot’la birlikte Hollanda’ya kaçtı. Almanya’daki diğer birçok Yahudi gibi Frank ailesi de baskılardan korunmak için sığınacak emin bir yer bulduklarını sanıyorlardı. Fotoğrafta (solda) altı yaşındaki Anne’yi (resimde sağda) 1935 yılında Amsterdam’da arkadaşı Sanne ile birlikte görüyoruz. Almanların 1940 mayıs ayında Hollanda’yı işgal etmeleriyle ailenin Amsterdam’daki günlük yaşamı birden bire sona erdi. Nazilerin Hollanda’daki ve tüm Batı Avrupa’daki Yahudilere uyguladıkları baskılar, Otto Frank’ı, ailesini Polonya’daki soykırım kamplarına gönderilmekten kurtarmak için, gizlenecek bir yer bulmak zorunda bıraktı. Aile 1942 temmuz ayında, bir binanın çatı altında gizli bir bölüme gizlendi Anne bu önemli kararı günlüğünde şöyle anlatıyor: “Gizlenmek tehlikeliydi. Gizlenen Yahudiler keşfedildiklerinde veya ele verildiklerinde derhal toplama kampına gönderiliyordu. Birine yardım etmenin cezası ölümdü.” Komşuları ne kadar yardımcı oldularsa da, Gestapo bir ihbar sonucu durumu öğrendi ve aile 4 ağustos 1944’te yakalandı. Onlardan önce 100 000 Hollandalı Yahudi gibi Frank ailesi de Amsterdam yakınlarındaki Westerbork kampına getirildi ve oradan 1944 yılı eylül ayı başında Auschwitz toplama kampına gönderildi. Edith Frank 1945 yılı ocak ayında Auschwitz’in kurtarılmasından kısa bir süre önce öldü. Anne ve Margot Almanya’daki Bergen-Belsen toplama kampına gönderildi. Burada her ikisi de 1945 yılı mart ayında tifüsten öldü. Kurtuluş gününü hiç bir zaman yaşayamadılar. Otto Frank Auschwitz’deki esaretten canlı olarak kurtuldu. Bir zaman sonra Hollanda’ya döndü ve Anne’nin günlüğünü yola çıkarken muhafaza etmeleri için teslim ettiği yakın dostlarından geri aldı.
Ortaçağ’da Kuzey Hindistan’dan kaçan Çingeneler Pers Krallığı, Anadolu ve Balkanlar üzerinden Avrupa’ya geldiler. Birçokları Çingeneleri Yahudilerle Yahudi olmayan göçebelerin karışımından oluşan insanlar olarak görüp Yahudiler gibi onları da İsa’nın ölümünden sorumlu tuttular. Avrupa’da Çingene öldürmek yüzyıllar boyu ciddi bir suç sayılmadı. Hatta Orta ve Doğu Avrupa’da “Çingene avı” bile yapılıyor, Çingeneler av hayvanı gibi kovalanıp öldürülüyordu. Zamanla Çingenelerin kimisi göçebe yaşamını sürdürürken kimisi de belli bir yere yerleşti ve yavaş yavaş topluma karıştı. Çingeneler gün geçtikçe etnik bir grup olmaktançok düşük statülü sosyal bir grup olarak görülmeye başlandı. Çingeneler hakkında her zaman kötü şeyler söylenmiş ve önyargılar olmuştur. fiu andaki çağdaş toplumlarda bile Çingenelerin çocuk kaçırdıkları, büyücülükle uğraştıkları ve tehlikeli hastalıklara neden olduklarına inanan insanlar olmuştur. Çingenelere her zamanderin ve geniş bir kuşku ve hoşgörüsüzlükle yaklaşılmıştır ve bu tavır halen sürmektedir.Çingeneler ve ırkçılık 1930’larda tüm Avrupa’da Çingene vardı. Almanya’dakaravanlarda oturan veya normal kentli gibi yaşayan Çingene sayısı 30 000 dolayındaydı. Çingenelere karşı ayrımcılık Nazilerin yönetime gelmelerindençok daha önce başlamıştı ve daha 20. yüzyılın başlarında Almanya’da kurulan bir “Çingene Bilgilendirme Bürosu” Çingeneleri kaydetmeye başlamıştı. Çingenelerin tehlike oluşturduğu ve onlara karşı korunmak gerektiği ileri sürüldü. Özellikle “ırk karışımı” konusunda halk uyarıldı.1905’te yüzlerce Alman Çingenesinin soyla ilgili özellikleri ve resimlerini içeren bir takvim yayımlandı. Bavyera Eyaletinde “Çingene, göçebe vetembellerle mücadele” etmek amacıyla 1926’da bir yasa yürürlüğe kondu. Sürekli bir işi olduğunu kanıtlayamayan bir Çingene tımarhaneye konabiliyordu. Naziler 1933’ten sonra bu yasayı ve buna benzer diğer yasaları devraldılar. Nazi ideolojisi uyarınca Yahudilere uygulanan baskılara benzer eylemler Çingenelere uygulanmaya başlandı. SS’lerin şefi Heinrich Himmler, Çingeneler arasında halen“temiz ariler” olduğunu düşünse bile, Çingenelerinçoğunluğu “aşağılık” insanlar olarak görülüyordu. Kimlerinöldürüleceği ve kimlerin yaşayacağını kararlaştırmakırk biyolojisine bırakıldı.
| | | 1930’larda Almanya’da çekilmiş olan bu fotoğraf Çingelerin hayatından klişeleşmiş bir görüntü sunuyor. Aslında Almanya’daki Çingenelerin birçoğu göçebe yaşamı terketmiş ve şehir hayatına uyum sağlamıştı.Yüz binlerce Çingene ve büyük bir olasılıkla resimde gördüğümüz çocuklar savaş sırasında Naziler tarafından öldürüldü. |
Bavyera Çingene, gezginci ve tembellerle mücadele yasası, 16 temmuz 1926 Madde 1 Çingeneler ve Çingeneler gibi göçenler -göçebeler- sadece ilgili polis kurumlarından izin aldıktan sonra arabaları ve karavanlarıyla dolaşabilirler. Bu izin her defasında sadece en çok bir yıl için verilebilir ve her zaman iptal edilebilir. (…) Madde 2 Çingene ve göçebeler okul çağındaki çocuklarla seyahat edemezler. Çocukların eğitimi için yeterli bir düzenleme yapılmışsa polis kurumları bu kuraldan istisna yapabilir. (…) Madde 9 On altı yaşını aşmış Çingene ve göçebeler, sürekli bir işe sahip olduklarını kanıtlayamazlarsa, kamu düzeninin korunması için ilgili polis kurumları tarafından en çok iki yıl tımarhaneye konabilirler.
Alman orta siklet boks şampiyonu Erich Seelig’in şampiyonluk unvanı 1933 yılı mart ayında iptal ediliyor. Neden: Yahudi olması. fiampiyonluk unvanı 1933 yılı haziran ayına kadar sahipsiz kalıyor. 1933 haziran ayında bambaşka iki boksör karşılaşıyor. Ringdeki köşelerden birinde Adolf Witt adlı bir “ari” var. Adolf Witt’in sağı kuvvetli. Diğer köşede ise Johann Trollmann var. Nazileşmiş Boks Federasyonu Trollmann’ın şampiyonluk için boks etmesini istemiyor. Neden: Çingene olması. Ancak Johann Trollman veya artist adıyla anacak olursak “Gipsy” Almanya’nın en popüler boksörlerinden biri. Naziler kamuoyuna önem veriyor. Bu yüzden Boks Federasyonu bir istisna yapmak zorunda. Witt’i ringe çıkaran da Boks Federasyonu. Çünkü Trollmann’la karşılaşabilecek tek boksör o. Ancak Witt 9 haziran günü güçlü rakibi karşısında hazin bir yenilgiye uğruyor. 26 yaşındaki Trollmann on iki raunt, Witt’in çevresinde dans eder gibi boks ediyor ve puanda büyük fark atıyor. Karşılaşmayı düzenleyenler ne yapacaklarını şaşırıyor ve maçın berabere bittiği ilan ediliyor. Halk isyan ediyor. Dakikalarca yüksek sesle olayı protesto eden seyirciler boks salonunu tahrip edeceklerini söylüyorlar. Nihayet karşılaşmayı düzenleyenler Trollmann’ı orta siklette Almanya şampiyonu ilan etmek zorunda kalıyorlar. Trollmann derhal Boxsport adlı boks dergisinin saldırısına uğruyor. Dergi Trollmann’ın “türe yabancı” ve”şaklabanca” boks ettiğini ileri sürüyor. Trollmann “ne yapacağı bilinmez Çingene” gibi sözlerle alaya alınıyor. Sekiz gün sonra unvanı geri alınan Johann Trollmann’ın boks kariyeri sona eriyor. Ancak Trollmann’ın daha önceden kararlaştırılmış bir maçı var. Trollmann bu maça saçını sarıya boyayıp geliyor. Dans etmek yerine ringin ortasında ağaç gibi duruyor ve rakibinin yumruklarını karşılıksız bırakıyor. Her yeri kan içinde kalan “Gipsy” beşinci rauntta maçı sayıyla kaybediyor. Daha sonra erkek kardeşlerinden ikisi toplama kampına alınıyor. 1939 yılında Trollmann askere çağırılıyor ve Rusya’da kara askeri olarak savaşıyor. 1942 yılında izindeyken Gestapo tarafından yakalanıyor ve Neuengamme toplama kampına gönderiliyor. Kampta kendisine en ağır işler yaptırılıyor. İri kıyım SS nöbetçileri düzenledikleri eğlencelerde “Alman şampiyon” oyununu oynayarak eğleniyorlar. Nöbetçiler açlıktan ölmek üzere olan 35 yaşındaki Trollmann’la boks ediyorlar. SS 9 şubat 1943’te Johann Trollmann’dan bıkıyor ve boksörü Neuengamme’da kurşunlayarak öldürüyor.
| Sakatlar, Eşcinseller ve Asosyal Kişiler |
“Bulunduğumuz şehirde aynı gün birçok eşcinsel tutuklandı. İlk yakalananlardan biri 23 yaşından beri ilişkim olan arkadaşımdı. Gestapo görevlileri birgün evine geldiler ve onu alıp götürdüler. Kayıp olduğunu bildirip aratmanın bir anlamı yoktu. Birisi aramaya kalksaydı onu da tutuklarlardı. Eşcinsel birini tanıyorsanız sizden de kuşkulanıyorlardı. Arkadaşım tutuklandıktan sonra Gestapo onun evinde arama yaptı(…) En kötüsü adresdefterleriydi. Bu defterlerde adı geçen veya o kişilerle herhangi bir bağı olan herkes gözaltına alındı. Bunlar arasında ben de vardım. (…) Tüm ilişkilerimizde aşırı ölçüde dikkatli olmak zorundaydık. Tüm arkadaşlarımla ilişkimi kestim. Caddede karşılaştığımızda birbirimizi tanımazlıktan geliyorduk. Çünkü kendimizi tehlikeye atmak istemiyorduk. Eşcinsellerin buluşabilecekleri hiç bir yer kalmamıştı.” Eşcinsel bir Alman erkeğin anlattıkları. 1920’lerde bir kısım bilim adamı “topluma yük” olarak niteledikleri insanların öldürülmesini sağlamak amacıyla propogandaya başladı. Söz konusu insanlar bazısakat ve zekâ özürlü gruplardı. “Yaşanmaya değmez yaşam” kavramı ortaya atıldı. Bu düşünceler “sağlam”ı teşvik etmek ve”hasta”yı, “aşağılığı” yok etmek isteyen Naziler tarafından hızla benimsendi. Alman “halk birliğine” karşı dış tehdit sayılan Yahudi ve Çingenelerle mücadelede ayrımcılık, toplu sürgün ve cinayet gibi yöntemlere başvurulmaya başlandı. Ruhsal ve fiziksel yönden özürlü olanlar, “asosyaller” ve “halk bütünlüğüne” uymayan diğer bireyler iç tehdidi oluşturuyordu. Bu insanların, ekonomik açıdan “üretici olmadıklarından”, sağlam ve üretici durumundaki insanlar için ağır bir yük oluşturdukları düşünülüyordu. Biyolojik olarak “aşağılık” insanlar olarak görülmekteydiler. Bu insanların olumsuz özelliklerinin ırsi olduğu düşünülüyor, bunun da “halkın” sağlığı için her gün biraz daha artan bir tehlikeye yol açtığı ileri sürülüyordu. Naziler hem toplumu hem de “ari ırkı” “temizleme” çabalarının sonucu olarak ”asosyal” olarak nitelenen, tanımı zor bir yurttaş grubundan binlerce insanı da cezaevlerine kapadılar ve bunlara karşı çeşitli baskılar uyguladılar. Fahişelerden tutun da kendisine teklif edilen bir işi iki defadan daha çok reddeden kişilere kadar her türlü insan bu gruba giriyordu. Nazi ideolojisi davranışları tepki uyandıran kişileri cezalandırıyordu. Ufak tefek hırsızlıklar yapan kişiler bile Nazi Almanyası’nda egemen olan” suç biyolojisi”ne göre biyolojik olarak “değersiz” sayılıyordu. Bu sınıfa konan insanlar hadım ediliyor veya kısırlaştırılıyordu. Bu grup toplama kamplarında yakalarında siyah bir üçgen taşımak zorundaydı.
| | 1938 ile 1940 yılları arasında propoganda amacıyla Buchenwald toplama kampında çekilmiş ve sakat Yahudileri gösteren bir fotoğraf. Sakatlar Naziler için tıbbi deneylere “malzeme” olmak dışında hiç bir işe yaramıyorlardı. Fotoğraftaki kişililer büyük bir olasılıkla fotoğraf çekildikten kısa bir süre sonra öldürülmüştür. |
II. Bölümün Sonu
III. Bölüme Girmek için tıklayınız.
|