anasayfa arrow tarih arrow "Bunu Anlatmalısınız" 1939-1945 Avrupa Soykırımları - 4. Bölüm

Arama

Sağlık

baş ağrıları

Seçme Galeriler

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

saat

"Bunu Anlatmalısınız" 1939-1945 Avrupa Soykırımları - 4. Bölüm PDF Yazdır E-Posta
Yazar Yunus Emre Sezgin   
15 05 2007
 

Resim Yok        "Yaşayan Tarih” siyasal bildiriler, anababalara ve halka yönelik bilgilendirme malzemesi, okullara, üniversitelere ve araştırma kurumlarına yönelik yatırımları kapsamaktadır. Yazı ilk elde YETİŞKİN KİŞİLERİN okuması için yazılmıştır. Çocukların, eserin içindeki bazı resimleri görmesi, yazıları okuması SAKINCALI olabilir.


 

IV. Bölüm


Geto'daki "Güçlü Bey"

Resim Yok
        Getto yaşamında insanın yüzünü güldüren hiç bir şey olmuyordu. Ancak halkın bazen gülmek için bir neden bulduğu oluyordu. Chaim Kaplan 15 mayıs 1940 günü günlüğüne şunları yazmış:

        “Bir gün gettoya ülkenin belli bir bölgesinden bir Nazi geldi. Bu bölgede Yahudiler rastladıkları her Nazi askerine selam vermek ve selam verirken de şapkalarını çıkarmak zorundaydılar. Bu adet Varşova’da yoktu. Ancak bu “saygıdeğer konuk” kurallara göre davranmak istiyor ve geldiği yerde geçerli olan kuralları bize zorla uygulatmak istiyordu. Yahudi Karmelicka caddesinde birden bire korkunç bir kargaşa baş gösterdi: ruh hastası bir Nazi yanından geçen herkesin şapkasını çıkararak kendisine saygı göstermesini istiyordu. Birçokları kaçtı, bazıları gizlendi, birçokları da emre itaatsizlikten yakalanıp dövüldü. Birçok kişi de kahkahalarla gülmeye başladı. Sokakların gerçek efendileri olan küçük ‘çokbilmişler’ olanları görünce Nazi’nin isteğini memnuniyetle yerine getirmeye başladılar; bu “güçlü beyi” yoldan geçenlerin önünde gülünç duruma düşürmek amacıyla ona büyük bir saygı gösteriyorlardı. Yüz kez önüne koştular ve her defasında sanki ilk defa selam veriyorlarmış gibi onu istekle selamladılar ve onuruna şapka çıkardılar. Sayıları arttıkça arttı. Yüzlerinde yapmacık bir korku ifadesiyle şapkalarını çıkarmayı sürdürdüler. Kimisi selam verip şapka çıkarırken hiç bir yüz hareketi yapmıyor, arkasına gizlenen arkadaşları gülmekten katılıyordu. Biraz sonra onlar ayrılıyor, yerlerine yenileri geliyor ve şapkalarını çıkarıp Nazi’ye selam veriyorlardı. Kahkahaların sonu gelmiyordu.”  
‘“Wengrow’lu hahamın Yom Kippur’da nasıl öldürüldüğünü anlatıyorlar. Sokağı süpürmesi emredilmiş hahama. Sonra da topladığı çöpleri kürk şapkasına doldurması istenmiş; çöpü almak için öne doğru eğilince arkasına üç kez süngü sokulmuş. Çalışmaya devam etmiş haham ve çalışır bir halde ölmüş.”
                                                        Emmanuel Ringelblum'un "Varşova Gettosu'ndan Notları"ndan
İmkansız Seçimler 

        Nazi politikasının can alıcı bölümlerinden biri gettoların iç yönetimini Yahudilerin kendilerine bırakmalarıydı. Bu nedenle bütün gettolarda Judenrat (Yahudi Kurulu) kuruldu. Bu kurullarda yer alan kişiler Almanların emirlerini yerine getirmek zorundaydılar. Aksi takdirde derhal öldürülüyorlardı. Sürgün edilecek kişilerin listesini çıkarmak Yahudi Kurulu’nun işiydi.Yahudi “polis” ölüme mahkûm bu insanları toplayıp trenlere ya da kamyonlara kadar götürmek zorundaydı.
        Direnme konusu her zaman gündemdeydi ancak vahşet derecesindeki toplu cezalandırmalar bu seçimi çok zorlaştırıyordu. Bu nedenle Yahudi kurullarının yöneticileri bazı gettolarda direnme çabalarını önlemek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Litvanya’nın Vilnius kentindeki Yahudi Kurulu’nda başkan olan Jakob Gens buna örnek gösterilebilir. Gens 15 mayıs 1943’te gettodakiçeşitli yöneticilere yaptığı bir konuşmada Gestapo’nun bir tabanca satın alan bir Yahudiyi yakaladığını açıkladı ve uyardı: “Bu olayın sonucu ne olur, henüz bilmiyorum. Son defasında olay getto için olumlu bir şekilde kapandı. Ancak böyle bir şey bir kez daha meydana gelecek olursaçok sert bir şekilde cezalandırılacağımızı söyleyeyim. Belki yaşı 60’ı aşmış herkesi, veya tüm çocukları götürürler. Böyle bir tehlikeyi göze almaya değer mi, değmez mi bir düşünün!!! Sağlıklı düşünebilen bir kişi için bu sorunun sadece bir tek cevabı vardır: Bu tehlikeyi göze almaya değmez!!!
         Bazı gettolarda ise yöneticiler, tam tersine, direnme hareketi örgütleyen kişilerle işbirliği yapıyordu.
        Ancak ne yönde bir karar alınırsa alınsın, bunlar, çoğunluğun kaderi konusunda uzun vadede hiç bir önem ifade etmiyordu. Almanya o kadar güçlü ve Yahudilerin yalnızlığı ve çaresizliği o kadar büyüktü ki, Almanların taleplerini yerine getiren de direnme yolunu seçen de hep aynı akibete uğruyordu. 
        Sokakta gelen ölüm...

Resim Yok

        Varşova gettosunda bir kaldırımda ölmek üzere olan bir çocuk, 19 eylül 1941. Fotoğrafçı şunu yazmış: “İnsanlar yanından geçip gidiyordu; her yer bu tür çocuklarla doluydu”.


        Gettoda ölüm kol geziyordu. Hemşire Adina Blady Szwajger 1941 yılı yaz mevsiminde Varşova gettosundaki günlük yaşamı anlatıyor.
        “Üç hafta sonra hastaneye döndüm. (...) Çocukların ölmediği lekeli humma bölümüne. Ancak yeterince yatak yoktu. Bazen aynı yatakta iki, hatta üç çocuk yatıyordu. Alınlarına küçük bir bant yapıştırıyor ve bantın üzerine numaralarını yazıyorduk. Ateşleri vardı ve sürekli içecek bir şey istiyorlardı. Hayır, hummadan ölmediler. Taburcu ettik çocukları.Ama korkunç derecede yorgunduk. Her gün on dolayında yeni çocuk geliyordu. Yeni gelen çocuk sayısı neyse o kadar çocuğu taburcu etmemiz veya çocukları ‘hastalık kuşkusu olanlar’ yerine hasta olduğundan ‘emin olunanlar’ grubuna katmamız gerekiyordu. Çünkü lekeli humma bölümünün hasta dosyaları Almanlar tarafından inceleniyordu. Çocukları biz taburcu ediyorduk, onlar, evlerine gidip açlıktan ölüyorlardı ya da her tarafları şişmiş bir şekilde geri gelip burada can veriyorlardı. Her gün yaşıyorduk bunları.”
        “Mühürlenmiş yük vagonlarında günler ve geceler boyu yol gitmişler. Her vagonda doksan çocuk ve bir kadın. Genellikle kadınların kendi çocuklarından üçü, dördü veya beşi de bu grupta. Çocukların en küçükleri 15 aylık, en büyükleri 13 yaşında. Hepsi tarifsiz bir pislik içinde. Üç dört yaşındakilerin ciltleri, sulanmış yaralarla kaplı. Onlar için o kadar çok şey yapmak istiyoruz ki! Ama kamp yönetmeni, komutan Kohn’un eşsiz özverisi dışında hiç bir şeyimiz yok. Derhal duşları kurmaya
başlıyoruz. Bin çocuk başına dört havlumuz var. Hatta dört bile değil.”

                                                                       Odette- Daltroff-Baticie, Drancy'de esir, Ağustos 1942.
                                         Başka toplama kamplarından Drancy'ye getirilen Yahudi çocuklar hakkında.
Resim Yok
        Paris’in güneyindeki Beaune-la- Rolanda kampında bir pazar günü. O sıralarda halen aile bireyleri mahkumları ziyaret edebiliyordu. Kamptaki erkekler 1942 yılı haziran ayında, kadın ve çocuklar ise temmuz ve ağustos aylarında Polonya’daki soykırım kamplarına gönderildi.
        Vichy’deki Fransız hükümeti Fransa’daki Yahudilere karşı ayrımcı davranışta bulunma konusunda Almanlar tarafından pek de zorlanmıyordu. Ancak Fransız hükümeti derhal Yahudi düşmanı yasalar çıkarmaya başladı. 1942 yılı temmuz ayında yoğun Yahudi tutuklamaları başladığında bu işi Fransız polisi üstlendi. İmha kamplarına gönderilen 80 000’e yakın Yahudinin yüzde 10’u 60 yaşın üzerinde, diğer bir yüzde 10’u da 6 yaşın altındaydı. Fransız resmi kurumları sadece “yabancı kökenli” Yahudiler sürgün edildiği zaman işbirliğini kestiler ve Almanların Yahudileri bulma ve tutuklama çabalarını çok zorlaştırdılar.
 
< Önceki   Sonraki >
eXTReMe Tracker