anasayfa arrow tarih arrow "Bunu Anlatmalısınız" 1939-1945 Avrupa Soykırımları

Arama

Sağlık

baş ağrıları

Seçme Galeriler

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

saat

"Bunu Anlatmalısınız" 1939-1945 Avrupa Soykırımları PDF Yazdır E-Posta
Yazar , Yunus Emre Sezgin   
06 05 2007

Resim Yok        "Yaşayan Tarih” siyasal bildiriler, anababalara ve halka yönelik bilgilendirme malzemesi, okullara, üniversitelere ve araştırma kurumlarına yönelik yatırımları kapsamaktadır. Yazı ilk elde YETİŞKİN KİŞİLERİN okuması için yazılmıştır. Çocukların, eserin içindeki bazı resimleri görmesi, yazıları okuması SAKINCALI olabilir.


S T É P H A N E   B R U C H F E LT    V E    P A U L    A .    L E V I N E
"... bunu anlatmalısınız..."

1933-1945 yıllarında Avrupa’da yapılan Soykırımı’yla ilgili bir kitap


Resim Yok

        Bu kitap “Yaşayan Tarih” projesinin bir parçası olarak Hükümet tarafından ısmarlandı. Soykırımı gibi zor ve geniş bir konuda ve düşünülebilecek en kısa sürede bir kitap hazırlamak kolay değil. İkimiz de Soykırımı’nın ciddi bir şekilde anlatılmasının çok önemli olduğunu düşündüğümüzden, her şeye karşın bu görevi kabul ettik. Soykırımı’yla ilgili bilgi pazarlama yöntemleri veya ahlâkıyla ele alınmasına izin verilebilecek veya ele alınabilecek bir konu değildir. Başarılı olup olmadığımıza karar vermek, do-
ğal olarak bize düşmez. Kitapta somut bilgileri özel kişilerin sesleriyle örerek verdik. Yol boyunca çok güç kararlar almak zorunda kaldık. Büyük ve ağır bir malzemenin içinden hangi seslerin ve yüzlerin kitapta yer alacağına karar vermek bizim için çok zor oldu.
         Soykırımı konusunda çok şey biliniyor. Bu eylem, uzun bir zamandır her yönüyle tanınıyor. Auschwitz’e giden yol nefretin propagandasıyla başlamış, insanların hedef gösterilmesi, ayrımcılığa maruz bırakılması ve toplumun dışına itilmesiyle devam etmişti. Bunun ardından toplama, sürgün ve nihayet özel olarak inşa edilmiş tesislerde fiziksel yoketme geldi. Tam olarak kaç kişinin Nazi’lerin “Yabancı ırklardan arındırılmış” Büyük Almanya hayallerinin kurbanı olduğunu hiç bir zaman saptayamasak da katliamın boyutları belli. Sistemli katliamın kurbanı olan Yahudilerin sayısı beş ile altı milyon arasında. Katledilen Çingenelerin sayısı ise yarım milyonun üzerinde. Nazizm’in diğer kurbanları arasında yüz bini aşkın sakat, zekâ özürlü ve “asosyal”, binlerce eşcinsel, yine binlerce Yehova fiahidi, birkaç milyon Polonyalı sivil ve Sovyet savaş esiri yer alıyor. Bütün bu sayılar ne anlama geliyor? Sayıların çok büyük boyutlu olması bunların soyutlaşmasına yol açmakta ve insanın sayıların içerdiği gerçeğe sırt çevirmesini kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle her sayının arkasında bir ismin, bir yüzün, sevilen bir insanın, yitirilmiş bir geleceğin, çocukların, anababaların, akrabaların bulunduğunu kavramaya çalışmamız gerekir. Bu yüzden kitabımıza bir sonraki sayfada Bullenhuser Damm’daki çocukları anlatarak başladık. Çocukların öyküsü sonu acıklı biten bir öykü. Ne yazık ki Soykırımı’nın karakter özelliği böyle. Naziler savaşta bir buçuk milyon Yahudi çocuğunu öldürdü. Başka bir deyişle Avrupa’da yaşayan on Yahudi çocuktan dokuzu yaşamını yitirdi. Böyle bir şey nasıl oldu, nasıl gerçekleşti?
        Umudumuz bu kitabın İsveç’te Soykırımı’yla ilgili bilgilere ve eğitime katkı sağlaması ve anababalarla çocuklar arasında sadece bugün değil ilerideki yıllarda da ahlâk, demokrasi, etik ve insani değerler konusunda sohbet ve tartışmalarda çıkış noktası olmasıdır. Ancak bu kitap konuyla ilgilenen bir kişi için başlangıçtan başka bir şey olamaz. Kitapta yer alan bilgiler İkinci Dünya Savaşı sırasındaki korkunç yıllarla ilgili bilgi denizinin sadece birkaç damlasını oluşturmaktadır. Bu nedenle bu kitabı okuyan herkesi kendi başına araştırma yapmaya devam edip bu denizin derinliklerine inmeye çağırıyoruz. Son olarak, fırsattan yararlanıp, bize yardımcı olan ve kitabın bu kadar kısa bir zamanda yazılmasını sağlayan herkese teşekkür etmek isteriz. Onların yardımı olmadan bunu gerçekleştirmek mümkün değildi. Projenin gerçekleştirilmesi için onlardan isteyebileceğimiz katkıların çok üzerinde destek ve özveride bulundular:
        Lena Albihn (Natur och Kultur Yayınevi), Anna-Karin Johansson (Information Rosenbad ve proje sorumlusu), Sanna Johansson (Resim yönetmeni), Jakob Wegelius (harita ve çizgi resimler), Elsa Wohlfahrt (mizanpaj), Marita Zonabend ve Eva Åkerberg (çeviriler). Son olarak yazı kurulu asistanları Anita Korp ve Mia Löwengart’a teşekkür etmek isteriz. Anita Korp ve Mia Löwengart’ın kitapla ilgili tüm çalışmalarda payı var. Onların katkıları olmasaydı bu kitap hazırlanamazdı.


        1945 yılı nisan ayında müttefik ülkelerin orduları Nazi Almanyası’na girip ilerlemeye başladılar. Ancak Almanya’nın teslim olması 8 mayıs’a kadar sürdü. Suç işlediklerinin bilincinde olan kişiler halen kanıtları yok etmeye çalışıyor ve “ne kadar kanıtı yok edersem o kadar iyi”, diye düşünüyordu.
Resim YokHamburg yakınlarındaki Neuengamme toplama kampında bulunan İskandinav esirler, Adolf Hitler’in son doğum gününü kutladığı 20 nisan günü, saat sekizde, beyaz otobüs adı verilen Resim Yokotobüslerle kamptan alındılar ve kurtarıldılar. Kampta, aralarında iki çift kardeşin de bulunduğu ve yaşları beş ile on iki arasında olan onu kız onu erkek yirmi Yahudi çocuk da vardı. Kurtarma eylemi bu çocukları kapsamıyordu. Çocuklar Neuengamme’da SS doktoru Kurt Heissmeyer’in aylar önce başlattığı tıbbi “deney”lerinde deney aracı olarak kullanılmaktaydılar. Heissmeyer çocukların lenf bezlerini ameliyatla almış ve ciltlerine iğneyle canlı tüberküloz mikrobu aşılamıştı. Bakteriler birkaç çocuğun sonda yoluyla doğrudan doğruya akciğerlerine verilmişti. Heissmeyer 1964 yılında yapılan bir sorgulamada kendisinin “Yahudilerle deney hayvanları arasında prensip olarak herhangi bir fark görmediğini” söyledi. Son ‹skandinav esirin kamptan uzaklaştırılmasından birkaç saat sonra çocuklar, kendilerine bakıcılık yapan dört yetişkin esirle birlikte Hamburg’da okul olarak kullanılan büyük bir binaya getirildiler. Henüz geceyarısı olmamıştı. Yetişkin esirler Gabriel şorence ve René Quenouille adlı iki Fransız doktor ile Dirk Deutekom ve Anton Hölzel adlı iki Hollandalı’ydı. Okulun adı Bullenhuser Damm’dı ve okul birkaç aydır esir kampına ait ek bir bina olarak kullanılıyordu. Serbest bırakılacak olan İskandinav esirler bu okulda toplanıyordu.Çocuklardan ve dört yetişkinden oluşan grup bodruma indirildi. Önce yetişkinler kazan dairesinin tavanındaki borulardan birine asılarak öldürüldü. Sonra sıra çocuklara geldi. O sırada orada bulunan SS doktoru Alfred Trzebinski’nin daha sonra yaptığı açıklamaya göre çocuklardan bazılarına,örneğin durumu çok kötü olan Georges André Kohn’a iğne yapılarak morfin verilmişti.Önce baygın yatan Georges-André asıldı. Yalnız Georges-André tavandaki boruya değil de duvarda bulunan bir çengele asıldı. İpin iyice sıkışması için SS onbaşısı Johan Frahm ipi, vücudunun tüm ağırlığından yararlanarak çekmek zorunda kaldı. Frahm daha sonra çocukları, her çengele bir çocuk olmak üzere ikişer ikişer astı. Frahm 1946’da yapılan bir sorgulamada,çocukları “tablo gibi” astığını anlattı. Çocukların hiç birinin ağlamadığını ileri sürdü. Çocukların hepsi öldükten sonra orada bulunan SS üyelerine içki ve sigara dağıtıldı. Ardından, sıra, asılmayı bekleyen, yirmi Sovyet esirinin oluşturduğu ikinci gruba gelmişti. Sovyet esirlerinin adlarını bilmiyoruz. Ama çocukların adlarını biliyoruz: 5 yaşındaki Mania Altmann, 12 yaşındaki Lelka Birnbaum, 11 yaşındaki Surcis Goldinger, 7 yaşındaki Riwka Herszberg, 8 yaşındaki Alexander Hornemann, 12 yaşın- daki Eduard Hornemann, 6 yaşındaki Marek James, 12 yaşındaki W. Junglieb, 8 yaşındaki Lea Klygermann, 12 yaşındaki Georges-André Kohn, 11 yaşındaki Blumel Mekler, 12 yaşındaki Jacqueline Morgenstern, 10 yaşındaki Eduard Reichenbaum, 7 yaşındaki Sergio de Simone, 10 yaşındaki Marek Steinbaum, 8 yaşındaki H. Wassermann, 5 yaşındaki Eleonora Witónska, 7 yaşındaki Roman Witónski, 12 yaşındaki Roman Zeller, 9 yaşındaki Ruchla Zylberberg. Cesetler ertesi gün yeniden Neuengamme’a götürüldü ve orada yakıldı. Bu okulun adı, bugün, Janusz-Korczak Schule. Okul alanında çocukların anısına küçük bir gül bahçesi oluşturuldu.



        “Hiç bir şey Irk’a sahip olma bilinci kadar inandırıcı değildir. Açıkça tanımı yapılmış, temiz ırka bağlı bir insan bu duyguyu hiç bir zaman yitirmez… Irk bir insanı kendisinden daha yukarılara çıkarır: ona olağandışı - neredeyse doğaüstü diyebilirim - bir güç verir ve bu güç onu dünyanın binbir köşesinden gelip bir araya toplanmış olan insan kargaşasından tamamen farklı kılar.”
                                                                             H. S. CHAMBERLAIN, AVRUPALI IRK İDEOLOĞU


 GİRİŞ

        Nazi Almanyası’nın tarihini Nazilerin dünya anlayışından ayırmak mümkün değildir. Soykırımı Adolf Hitler’in, Mein Kampf (Kavgam) adlı kitabında dile getirdiğ i ırkçı ideolojiye ait düşüncelerden kaynaklanmıştır. Hitler ve Nasyonal Sosyalist Parti temelde yatan ırkçı bakış açısını, demokratik topluma ve bu toplumun değer yargılarına karşı duyduğu nefreti her zaman açıkça dile getirmiştir. Naziler için “ırk” her şeydi. Bireylerin ırkçı devletin aracı olmaktan başka hiç bir değeri yoktu. Bu
ideoloji Nazilerin, 30 ocak 1933’te yönetimi ele geçirmelerinden hemen sonra uygulanmaya başlandı. Irkçı düşüncenin geçmişi Ancak ırkçı düşünceler çok önceleri Avrupa’da yayılmaya ve kök salmaya başlamıştı. Düşünür ve filozoşar 17. yüzyıldan bu yana insanlar arasında ırkların varlığı üzerine akıl yürütmekteydiler. Fransız diplomat Arthur de Gobineau 1854 yılında “insan ırklarının eşitsizliği” adını taşıyan ve çok etkili olan bir kitap yayımladı.

 
Resim Yok
        Oyunun adı “Juden raus!” (Yahudiler dışarı!). Bu oyun Alman üretici tarafından hem çocukların hem yetişkinlerin oynayabilecekleri “çok eğlenceli bir oyun”olarak takdim edilip 30’larda piyasaya sürülmüştü. Oyunda kullanılan taşların her birinin Yahudilerin Ortaçağ’da taşımak zorunda oldukları şapkaya benzer bir şapkası var. şapkalara Yahudi düşmanlığı içeren karikatürler çizilmiş. Oyun tablasında şunlar yazıyor: “6 Yahudiyi kovalamayı başarırsan kesin bir zafer kazanmış sayılırsın!”.


        Gobineau’ya göre “ari” ırk diğer ırklardan daha üstündü ve bu ırk aynı ölçüde “soylu” olmayan başka ırklarla “karışma” tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Avrupa’da milliyetçiliğin ve emperyalizmin her gün biraz daha önem kazandığı bir dönemde bu tür düşünceler kolayca kabul görüyordu. Charles Darwin’in doğaya en iyi şekilde uyum sağlayan canlının yaşamaya devam ettiği, diğerlerinin yok olduğu inancına dayalı doğal ayıklanma teorisinden esinlenen Batılı bilim adamları ve aydınlar Darwin’in biyoloji alanındaki düşüncelerini beşeri topluma uygulamaya başladılar.Sosyal Darwinizm “güçlülerin” “güçsüzleri” yönetme hakları olduğu şeklinde düşünceler içeriyordu. Bu konuda büyük etkinliği olan düşünürlerden biri Alman-‹ngiliz H.S. Chamberlain’di. Chamberlain 1899’da gelecekle ilgili bir düşünce ortaya attı ve buna göre “ari ırk”, germenlerin liderliğinde Hırıstiyan Avrupa uygarlığını düşmandan, “Musevilikten” kurtaracaktı. Yahudi düşmanlığı ve ırk biyolojisi Yahudiler Avrupa’da, antik çağdan bu yana yaşamaktaydı. Hıristiyan Kilisesi ortaçağın başlarında Yahudileri Hz. ‹sa’yı öldürmek ve onu Mesih olarak kabul etmemekle suçladı. Birkaç yüzyıl boyunca Yahudiler dönem dönem şiddetli baskılara (pogromlar) ve toplu katliamlara maruz bırakıldı. 1789 Fransız Devrimi ve bu devrimin demokrasiyle ilgili idealleri sonucu Yahudilerin koşullarında ıyileştirmeler yapma olanağı doğdu.

Resim Yok
         “Bu gençlik Alman gibi düşünmekten ve Alman gibi davranmaktan başka hiç bir şey öğrenmiyor. Ve bu oğlan veya kız çocuğu on yaşında örgütlerimize katılıp çoğunlukla ilk defa temiz havayı soluyacak, dört yıl sonra öncülerden Hitler gençliği’ne katılacak ve onları bir dört yıl daha orada tutacağız (…) ve bir daha hiç bir zaman, yaşadıkları sürece asla özgür olmayacaklar.”
                                                 ADOLF HİTLER’İN 2 ARALIK 1938’DE YAPTIĞI KONUŞMASINDAN

        Yahudilerin 19. yüzyılda özgürlüklerine kavuşmaları üzerine olağan bir yurttaş olarak toplumsal yaşama katılmaları mümkün oldu. 19. yüzyılın sonlarına doğru, Yahudilerin özgürleşmesine tepki olarak yeni bir tür Yahudi düşmanlığı (antisemitizm) ortaya çıktı ve antisemitizm siyasal bir araç olarak kullanılmaya başlandı. Manevi, ekonomik ve siyasal güvensizlik ortamının yaşandığı dönemlerde Yahudi düşmanları Yahudileri toplumda aşırı derecede nüfuz sahibi olmakla suçladı. Yahudiler tüm dünyada gücü ele geçirmek için bir plan hazırlamış olmakla suçlandı. Yine o sıralarda çağdaş bilim sosyal darwinci düşüncelerden
etkilenmeye başlamıştı. Bunun en uç şekli ırk hijyeni de denilen öjenik oldu. Öjenistler toplumun,“zayışarın” kötü genlerinin tehdidi altında olduğunu ileri sürüyorlardı. Onlara göre bu genlerin üremesi ve durdurulduğu durdurulduğu takdirde toplumun kalitesi ve “sağlığı” korunmuş ve iyileştirilmiş olacaktı. Öjenik hareketin düşünceleri 20. yüzyılda Avrupa ve ABD’de hayata geçirildi ve çoğunluğu kadın olmak üzere yüzbinlerce kişi kısırlaştırıldı. 1914-1918 yılları arasında yer alan I. Dünya Savaşı sanayileşmiş toplumların topluca insan öldürme yeteneğini tüm dünyaya göstermişti. Nazi partisinin birçok üyesi savaşa katılmış kişilerdi ve felaketi yaşamışlardı. Almanya’nın yenilgisi Alman Yahudilerin suçu olarak görülüyordu. Bu yenilgi rövanş isteği yaratmıştı. Naziler Almanya’nın kurtarılması ve yeni bir Almanya’nın oluşturulabilmesi için ırk biyolojisi, öjenik ve Yahudi düşmanlığının pratik politik yaşama girmesi gerektiğini söylemeye başladılar. Amaç “ırk yönünden temiz” ve homojen bir toplum oluşturmaktı.

Resim Yok
 
         Anny Horowitz’in kimliği tesbit ediliyor Fransa’nın 1940 yılında Almanlar tarafından işgalinden sonra tüm Yahudiler kayıtlara geçiriliyor. Bu işlem imhaya giden yolun ilk adımını oluşturuyor. Anny Horowitz, 1933 Strasbourg doğumlu, Yahudi ve “göz hapsinde bulunan yabancı”. Kimlik belgesinde yer alan bilgiler bunlar. Anny Horowitz önce, Tours yakınlarında bir kampa kapatıldı. Daha sonra Paris’in banliyölerinden birinde bulunan Drancy kampına götürüldü. Oradan da 11 eylül 1942’de Fransa’dan yapılan 31. nakliyatla Auschwitz’e gönderildi. Annesi Frieda ve 7 yaşındaki kız kardeşi Paulette de yanındaydı. Trende 1000 erkek, kadın ve çocuk vardı. Auschwitz’e vardıklarında aralarında çocukların tamamı olmak üzere 600’ü aşkın kişi doğrudan gaz odalarına götürüldü. Anny ve Paulette Soykırımı’nda öldürülen bir buçuk milyon Yahudi çocuktan ikisiydi. Ortalama on çocuktan biri savaştan canlı olarak kurtulabildi. Kimi bölgelerde, örneğin Polonya ve Baltık ülkelerinde Yahudi çocukların yaşama şansı çok daha azdı.

        İnsanlar arasındaki “doğal” farklar ön plana çıkarılıyor ve alkışlanıyordu. 1935 yılında yürürlüğe giren Nürnberg Yasaları bu düşüncenin ürünüydü. Söz konusu yasalar Yahudileri amaçlıyordu. Ancak kısa bir süre sonra Çingeneleri de kapsamaya başladı. Sadece “Alman kanından veya Alman kanıyla akraba olan yurttaşlar” yurttaşlık haklarından tam olarak yararlanabilecekti. Tasarıyı hazırlayan hukukçuların yorumu şöyleydi: “Nasyonal Sosyalizm tüm insanların eşit olduğu (…)yolundaki inançların karşısına, burada, sert olmakla birlikte gerekli olan ve insanların temelde farklı olduklarını ifade eden inancı koymaktadır…” Tüm bu etkenler gerek ideolojik gerekse psikolojik ve teknolojik olarak Soykırımı’nın temelini oluşturdu. Hitler ve Nazi ideolojisinin bir sonucu olarak 1933 ile 1945 yılları arasında Yahudiler ve Çingeneler topluca katledildi.

Resim Yok
         1938 yılında yayımlanan “Der Giftpilz” (Zehirli mantar) adlı Alman çocuk kitabından. Resimde Yahudi öğretmen ve çocukların “tamamen ari” hale getirilen okuldan nasıl uzaklaştırıldıkları görülüyor. Kitapta yer alan açıklamalardan biri şöyle: “Zehirli mantarlarla yenebilen mantarları birbirinden ayırmak ne kadar zorsa Yahudilerin haydut ve mücrim olduklarını anlamak daha da zordur.”
        “Tüm Alman gençliği halka ve halk birliğine hizmet etmek üzere babaevi ve okul dışında Hitler gençliği içerisinde bedensel, ruhsal ve ahlaki olarak Nasyonal Sosyalizm’in ruhuna uygun bir şekilde eğitilecektir.”
                                                                            HİTLER GENÇLİĞİ’YLE İLGİLİ YASADAN, 1935


 Savaştan Önce Yahudiler

        Naziler yönetime gelmeden önce Avrupa’nın her ülkesinde bir Yahudi topluluğu vardı. Ancak Batı ve Orta Avrupa’daki Yahudilerin yaşamı Doğu Avrupa’dakilerden farklıydı. Batı ve Orta Avrupa’daki Yahudilerin çoğunluğu yüzlerce yıllık ayrımcılık, baskı ve gettolarda tecritten sonra 19. yüzyılın ortalarında özgürlüklerine kavuştuktan sonra yurttaşlık haklarını elde etmişlerdi. Bu yeni

özgürlük sonucu Yahudiler kısa bir süre içinde Avrupa toplumunun çağdaşlaşmasına
katkıda bulunmaya başladılar. Tüm başarılara karşın, veya belki de bu başarılar yüzünden, özellikle toplumsal değişikliklere karşı olan gruplar siyasal saldırılarında Yahudileri kendilerine hedef seçtiler.
         Batı ve Orta Avrupa’daki Yahudilerin çoğunluğu günlük toplum yaşamının doğal bir parçası haline gelmişti. Yahudilere karşı hala kin besleniyor ve düşmanlık duyguları dile getiriliyordu, ancak Yahudi ailelerin çoğu kendini güven içinde hissediyor ve geleceğe umutla bakıyordu.
         Yahudi erkekler I. Dünya Savaşı’na katılmış ve anayurtları için gururla savaşmışlardı. Sonra da bulundukları ülkelerin onarım çalışmalarına katılmışlardı. Bu nedenle Nazizm’in ani çıkışının Yahudi topluluklarının sonu olacağını çok azı tahmin edebilmişti.

Resim Yok
Dünya, yaşamak için tehlikeli
bir yer - kötülük yapan insanlar olduğu
için değil, yanlarında durup onların
kötülük yapmalarına izin verenler
olduğu için.”

ALBERT EINSTEIN,
FİZİKÇİ VE İNSANLIK MÜCAHİDİ
         Doğu Avrupa ülkelerinde yaşayan Yahudiler, bu ülkelere, 14 ve 15. yüzyıllarda Almanya ve Fransa’dan göç etmişti.Dünyanın en büyük Yahudi nüfusunun bulunduğu Polonya, Baltık ülkeleri, Ukrayna, Rusya ve Romanya gibiülkelerde, yüzyıllar geçtikçe, Museviliğe ve Yidiş’e dayalı bir kültür oluştu. Yahudiler kasaba ve köylerde Hıristiyan halktan ayrı ve onların uzağında yaşıyordu.
        Doğu Avrupa’daki Yahudilerin çoğunluğu, 20 yüzyılın başlarında, hâlâ, tarih boyunca sürdürdükleri gelenekleri sürdürüyor ve aynı mesleklerde çalışıyorlardı. Ancak Yahudi nüfusun önemli bir bölümü toplumda ilerlemeye başlamış ve şehirlerde yaşayan orta sınıfın bir parçası haline gelmişti. Bu Yahudiler tüm önyargılarakarşın şehir yaşamındaönemli bir rol oynuyordu. Yahudi düşmanlığının Avrupa kültüründe derin kökleri vardı ve bu düşmanlık, hükümetlerin Yahudi düşmanı propagandaları ve politikalarıyla daha da arttı. Yaşam koşullarındaki zorluklar, dahaönce, milyonlarca Yahudi’ninöncelikle ABD olmak üzere başka ülkelere göç etmesine yol açmıştı. 1930’larda, bölgedeki ülkelerin bir çoğunda yaşayan Yahudi azınlıklarla, onlardan çok daha kalabalık olan Hıristiyan çoğunluk arasındaki ilişkiler hiç iyi değildi. Her iki gruptan bir çok insan bu koşulların değiştirilmesini istiyordu. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiği sırada Doğu Avrupa ülkelerinde yaşayan milyonlarca Yahudi, kısa bir süre sonra Nazilerin imha çarkında ölüme gidecekti.

 
 
 
 
 

I. BÖLÜMÜN SONU

II. Bölüme Girmek İçin Tıklayınız


 
< Önceki   Sonraki >
eXTReMe Tracker