Sanat, insanın kendini ifade etme yollarından biridir. Sanat, biçim yaratır. Biçim verme endişesi bütün sanatlarda ortaktır. Fark, biçim verilen malzemededir. Örneğin; heykel çamurun veya taşın biçim verilmiş şeklidir. Edebiyat da sözlere biçim verir.
Sanat, belirli bir konu, içerik ve tema taşıyan güzelliktir, kalıcıdır.
"Sanat, doğanın içindedir. Sanatçı bunu oradan çıkarabilendir." Albrecht Dürer
Sesler ve sözler aracılığı ile biçim kazanmış olan sanatlara işitsel sanatlar denir. Her türden şiir ve müzik bu sanata girer. İnsan vücudunun hareketlerinden doğan sanatlara ritmik sanatlar denir. Tiyatro ve pantomim bu sanat türüne girer.
İnsanın maddeye biçim vererek yarattığı sanatlara plastik sanatlar denir. Sanat Tarihi'nin ilgili olduğu plastik sanatlar, malzeme boyutlarına göre; büyük sanatlar (mimari, resimi, heykel ve kabartma) ve küçük sanatlar (halı, keramik, maden, çini vb) olmak üzere iki gruba ayrılır.
Bilgisayar, otomobil, ayakkabı, televizyon gibi eşyalara günlük kullanım eşyaları adını veriyor, bu tür eşyaları üreten sanatlara da endüstriyel sanatlar diyoruz.
Mimar, resim, heykel ve kabartma sanatları:
|
Mimari, her türlü yapı sanatıdır. Sivil mimari ve dini mimari olmak üzere ikiye ayrılır. Sivil mimari, kullanım amaçları bakımından dini bir işlev taşımayan yapılar topluluğunu kapsar. Bu grup içine, konut mimarisi (ev, konak, villa, köşk, saray vb), askeri mimari örnekleri (sur, kale, kışla vb) ile kamu yapıları (köprü, han, kervansaray, bedesten, medrese vb) girer. Dini yapılar, ibadet ve mezar yapıları olarak ikiye ayrılır. İbadet yapıları; cami, mescit, kilise, sinagog, şapel vb. tiplere ayrılırken mezar anıtları; mausoleumlar, türbeler ve kümbetler olarak sınıflandırılır.
Resim, iki boyutlu anlatım biçimidir. Konusuna göre figürlü ve soyut olarak ayrılabileceği gibi çizgi resim, boyalı resim, baskı vb. türlere de ayrılabilir.
Heykel, çeşitli maddelerin yontulması ya da kalıba alma tekniiyle biçimlendirilmesi sonucu ortaya çıkan bir sanat ürünüdür. Kabartma; taş, metal, kil, ahşap ya da akçı yüzeyi üzerinde, bazı yüzeyleri oyuk bazı yüzeyleri ise kaabartılan sanat yapıtıdır. Heykel ve kabartmayı soyut ve figürlü olmak üzere iki temel gruba ayırabiliriz. Ayrıca, kabartmaların alçak ve yüksek kabartma türleri vardır.
Ritmik, işitsel, plastik sanat türlerinin iki veya daha fazlasını içine alan sanat türüne karma sanatlar denir. Resim, müzik, edebiyat gibi çeşitli sanat dallarına dayalı olan sinema bu türk sanattandır.
Sanat Tarihi - İnsanın özünü, ortaya çıkışını ve oluşumunu yorumlayan,
- İnsanın çevresinde sanata konu olmuş bütün eserler kronolojik sıraya göre ineceleyen,
- Bir eserin, ortaya çıkış koşullarıyla birlikte, o eserle gelen yenilikleri değerlendiren, değişme ve gelişmeleri belirleyen bir bilim dalıdır.
Bu bilim dalı aynı zamanda kültürü oluşturan en önemli ögelerden biridir ve sanatı inceler. |
Kültür Sanat İlişkisi
Bir toplumun duyuş, düşünüş birliğini sağlayan değerlerin tümüne kültür deriz. İnsanın çevresinde oluşturduğu veya kurduğu her şey bir kültürdür. İnsanların yaşadıkları çoğrafya kadar aldıkları kültür de yaratılarının oluşmasında büyük rol oynar. Belirli bir kültür çevresindeki sanat yapıtlarında görülen ortal özellikler, o toplum kültürünün de yansımasıdır. Örneğin İznik çinilerinde, Uşak halılarında, Çanakkale sermaiğinde görülen benzerlik, onu biçimleyen insanın (sanatçının) o güne kadar aldığı kültürün bir sonucudur.
Sanat Toplum İlişkisi
Sanatçı içinde yaşadığı toplumdan etkilenir, toplumu yansıtır. Her insan gibi sanatçılar da insanlarla ortak bir yaşantı içindedir. Onu etkileyen toplum, onun seslendiği kitleler ve sanat yapıtı arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Bir sanat yapıtını; sanatçının kişiliği, kullanılan malzeme ve teknik dışında, sanatçının yaşadığı toplum da belirler. Sanattaki gelişme ve değişmeleri toplum yapısıyla birlikte düşünmek gerekir.
Sanat Tarihi'nin Diğer Bilim Dallarıyla İlişkisi
Her bilim dalı gibi Sanat Tarihi de kendini merkeze koyarak çevresindeki alanlardan yararlanır. Bu dallar; - Arkeoloji
- Tarih
- Antropoloji
- Kronoloji
- Epigrafi
- Tarihi Coğrafya
- Areometri
- Nümizmatik
- Mitoloji
- Etnoloji
|
Arkeoloji: Toprak veya su altında kalmış olan, geçmiş uygarlıklara ait tarihi kalıntı ve eserlerin kazı yoluyla ortaya çıkarılmasını ve değerlendirilmesini sağlar. Tarih: İnsan topluluklarında, toplumlar arasında meydana gelen olay ve gelişmeleri yer ve zaman göstererek neden sonuç ilişkisi içinde inceleyen bilim dalıdır. Antropoloji: İnsanların tarihlerini saptayarak oluşum sıralarını düzenler. Epigrafi: Anıt, sikke, heykel vb. eserler üzerindeki yazıların okunmasıyla ilgili bilim dalıdır. Tarihi Coğrafya: Bu alan, coğrafi bölgeleri, şehirlerin tarihini inceler. Arkeometri: Arkeolojik buluntuların saptanması ve tarihlerinin belirlenmesinde, çeşitli doğa bilimlerinin matematiksel ölçüm ve analiz yöntemlerini kullanan bilim dalıdır. Nümizmatik: Eski paraları tanıma bilimidir. Mitoloji: Dünyanın ve insanların yaratılışı, tanrılar, yaratıklar, kahramanlar ve kültürün kaynakları bu alan çerçevesinde incelenir. Etnoloji: Halkların yaşayış ve geleneklerini inceler. Sanat Eserlerinin Korunması
Geçmişle gelecek arasında köprü kuran, bir dönemin veya bir toplumun özelliklerini yansıtan sanat yapıtları gelecek kuşaklar için korunmalıdır. Bu amaçla ulusal ve ulusal arası karar ve anlaşmalar kabul edilmekle birlikte en başarılı ve etkili korumanın, insanların kendi toprakları üzerinde bulunan yapıtlara sahip çıkması ve tanımasıyla gerçekleşebileceği ortadadır. Anadolu pek çok uygarlığı üzerinde yaşatmıştır. Bu uygarlıklara ait her türlü eserin korunması eğitimli personel, parasal kaynak ve müzelerin yanında her Türk vatandaşı için bir görev kabul edilmelidir.
Tarih Öncesi Çağlarda Anadolu |
Yazının kullanılmadığı devirlere tarih öncesi çağlar, yazının bulunmasıyla başlayan devirlere de tarih çağları adı verilmektedir. Tarih öncesi Anadolu'da yaşayan uygarlıklar; Paleolitik, Mezolitik, Neoliti, Kalkolitik ve Madem çağı olmak üzere beş bölüme ayrılmıştır.
Paleolitik Çağ (Eski Taş Çağı) (M.Ö. 600.000 - 10.000) |
Anadolu'da bu çağ; antalya yakınlarındaki Karain, Beldib, Belbaşı, Öküzini, Kumbucağı mağaralarında yapılan araştırmalarla aydınlatılmıştır. Taştan baltalar, uzun yaprak biçiminde bıçaklar, kemikten iğneler, mızrak uçları, taştan ve fildişinden yapılmış heykelcikler, mağaralarda yer alan duvar resimleri; avcılık ve toplayıcılık ile yaşam sürdüren, mağaralarda barınan bu dönem insanını anlatan buluntulardır. Mezolitik Çağ (M.Ö 10.000 - 8.000) |
Neolitik Çağ'a geçiş dönemi olan bu uygarlık, Paleolitik Çağ'ın bir tekrarı gibidir. Daha çeşitli ve daha kullanışlı şekillere sahip çakmaktaşından yapılmış mikrolit adı verilen aletler bu döneme özgüdür. Paleolitik Çağ'ın sonlarında kullanılan, Antalya çevresindeki Karain, Beldibi ve Belbaşı mağaraları bu dönemde de yerleşim görmüştür. Neolitik Çağ (M.Ö. 8.000 - 5.500) |
İnsan toplulukarının avcı, toplayıcı, tüketici yaşan düzeninden yerleşik, üretici düzene geçtikleri bu dönem kültürüne ait izler Anadolu'da; Çayönü, Çatalhöyük, Hacılar, Norşuntepe ve Köşkhöyük yerleşmelerinde görülür. (Höyük: Değişik uygarlıklara ait yerleşimlerin zamanda üst üste yığılması ile topraktan oluşan, yassı büyük tepelerdir.)
Çayönü: Diyarbakır yöresinde Dicle'nin küçük bir kolu olan Boğazçay kıyısındaki yerleşim M.Ö 7250-6750 yılları arasına tarihlenmektedir. Yerleşimin ortasında bir meydan, onun çevresinde dikdörtgen planlı anıtsal yapılan ve evler yer almaktadır. Binaların alt bölümleri taştan, üstleri kerpiçten yapılmıştır. Çayönü yerleşiminde oturanlar Anadolu'nun en eski çiftçileridir. Buğday yetiştirmesini, hasat etmesini ve öğütmesini bildiklerini yapılan kazılarda ele geçen aletler kanıtlamaktadır. Kazılarda ele geçen buluntular arasında ayrıca nazari büyü ve kötülüklere karı koruyucu anlam taşıyan takılar ile taştan ve kilden yapılmış küçük heykelcikler önemli yer tutmaktadır.
Çatalhöyük: Yerleşme, dışa tamamen kapalı avlular etrafında, bitişik düzende kerpiçle inşa edilmiş dikdörtgen planlı tapınak ve konutlardan oluşan mahallelerin birbirine eklenmesinden oluşmaktadır. Tapınaklar, duvarlardaki yüksek kabartmalar, duvar resimleri ve sekiler üzerine bırakılmış adak heykercikleriyle konutlardan ayrılırlar. Çatalhöyük duvar kabartma ve resimlerinde doğum, yaşam ve ölüm konuları işlenmiştir. Taş ve pişmiş topraktan bir çok tanrıça heykelciği bulunmuştur. Çıplak olarak betimlenmiş bu kadın heykelciklerine Yeni Taş Devri'nde bir çok Akdeniz ve Yakın Doğu ülkelerinde rastlanması, ana tanrıçanın yeryüzünün bu bölgelerinde egemen olduğuna işaret etmektedir.
Hacılar: Burdur civarındaki yerleşim M.Ö. 740 yılına tarihlendirilmektedir. Burada yapılan kazılar sonucunda evlerde buğday, arba, mercimek, ayrıca; keçi, koyun, köpek ve büyük baş hayvanların kalıntıları bulunmuştur. Kadın heykelcikleri bu dönemde de ana tanrıçaya tapıldığını işaret etmektedir. Bu dönem yerleşimlerinden Norşuntepe ve Köşkhöyük'te yapılan kazılarda ortaya çıkan kabartmalı kaplak ve heykelcikler de Çatalhöyük buluntuları niteliğindedir. Kalkolitik Çağ (Maden-Taş Çağı) (M.Ö. 5.500 - 2.500) |
Madem aletlerin yanı sıra taş aletlerin kullanılmaya devam edilmesinden dolayı bu devre taş ve madem devri anlamına gelen Kalkolitik Çağ denilmektedir. Bu dönemin en parlak merkezi, Hacılar yerleşmesidir. Yerleşmenin 5. katında M.Ö. 5.500 yıllarında kullanılan ilk bakır aletler, yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Bu çağdaki diğer yerleşim merkezleri İstanbul Fikirtepe'den Samsun İkiztepe'ye, Çanakkale Kumtepe'den İç Anadolu'daki Büyük Güllücek'e, Göller Bölgesi'ndeki Kuruçay'dan Amik Ovası'na ve Doğu Anadolu'ya kadar uzanır. Avcılığın yerine tarımın öncelik kazanması, dönem insanının yaşantısını değiştirdiği kadar sanatını da etkilemiştir. Mağara duvarlarına yapılan av sahneleri giderek azalarak ortadan kalkmış, resim sanatı pişmiş kaplarla devam etmişti. Bereketi sembolize eden kadın heykelcikleri ile çağın sonraında çok başlı dini simge olan idoller ortaya çıkarılmıştır. Bu dönem yerleşimlerinden Beycesultan'da rastlanılan megaron tipi konutlar, daha sonra Batı Anadolu ve Ege Bölgesi'nde kullanılan yapı tiğinin temelini oluşturmuştur. (Megaron dikdörtgen planlı bir yapıdır. Önü açık bir yarım oda şeklinde girişi ile ortasında ocak bulunan büyük bir odadan oluşur.) Anadolu'da Tunç Çağı üç bölüme ayrılır - 1- Erken Tunç Çağı (M.Ö. 2.500 - 2.000)
- 2- Orta Tunç Çağı (M.Ö. 2.000 - 1.500)
- 3- Yeni Tunç Çağı (M.Ö. 1.000 - 1.200
|
Doğu, Güneydoğu, Orta ve Batı Anadolu'da yer alan bu dönem yerleşimleri, yakın olduğu çevre kültürlerinin etkisiyle de birbirinden farklı özellikler gösterir. Tarıma dayalı köy kültürü Erken Tuç Çağı'nda devam eder. Bu dönemin en büyük buluşu dört tekerlekli arabadır. Orta Tunç Çağı'nda Anadolu şehircilik, mimarlık, heykeltraşlık ve çömlekçilikte en başta gelen merkezlerden biridir. Kazılarda, tunç eserlerin yanı sıra, altın, gümüş ve altın karşımı olan elektrondan yapılmış buluntulara rastlanmıştır. M.Ö. 1.700 yıllarında yazıyı kullanmaya başlayan Orta ve Güneydoğu Anadolu için Yeni Tunç Çağı önemli bir evredir. Bu çağa ait bazı yerleşim merkezleri şunlardır: Orta Anadolu'da: Malatya Aslantepe, Çorum Alişar, Mersin Yümüktepe, Samsun İkiztepe. Batı Anadolu'da: Çanakkale Truva başta olmak üzere Eskişehir Demircihöyük, Karataş Semahöyük, Diyarbakır Beycesultan, Afyon Kusura, Urla Limantepe, Menemen Panaztepe. Truva'da yapılan kazılarda ele geçen buluntular höyüğün 1. ve 2. katlarında, Tunç Çağı'nda yerleşim gördüğünü belgeler. Kentin etrafı surlarla çevrilidir. Konutlar (evler, tapınaklar, saraylar) megaron planlıdır. 19. yüzyılda Alman arkeolog Heinrich Schliemann tarafından kazılan höyüğün ikinci katında sur duvarları içine saklanmış, üç altın taç, bir çok altın iğne ve takı, altmış altın küpe, on beş altın ve gümüş vazo, çok sayıda idol, bir çok altın yüzük ve saç tokasından oluşan hazine bulunmuştur. Almanya'ya kaçırılan bu hazine 2. Dünya Savaşı'nda Rusya'ya götürülmüştür. Bugün bu hazineye ait eserler yurt dışı müzelerinde yer almaktadır. Yurdumuz kalan bir grup eser de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
Truva'nın Tahta Atı:
Truva'nın Tahta Atı efsanesi, dünyanın her köşesinde bilinir:
"Kral Priamos devrinde, Priamos'un yakışıklı oğlu Paris, bir gün Sparta Kralı Menelaos'a konuk olur. Kralın karısı güzel Helena'yı kandırarak bir gece gemisi ile Truva'ya kaçırır. Bu olayın peşinden Sparta Kralı Menelaos, ağabeyi Agamemnon'un komutasında güçlü bir orduyu Truva üzerine gönderir. Truvalılar savunmaya geçerler. Sparta, Truva savaşları on yıl sürer. Spartalılar, Truva'yı bir türlü ele geçiremezler. Sonunda bir hile düşünürler. Tahtadan kocaman bir at yaptırır, içine gizlice en önemli savaşçılarını doldururlar. Atın ayakları altında tekerlekler vardır. Bunu yaptıktan sonra memleketlerine dönüyorlarmış gibi gemilerine binerek denize açılırlar. Bu durumu kalenin burçlarından seyreden Truvalılar sevinç çığlıkları atarak dışarı çıkar, tahta atı bir savaş ganimeti gibi şehre getirirler. O gece şenlikler düzenlenir, herkes çılgınca eğlenir, içer, sarhoş olur. Gece yarısından sonra bütün askerler bir köşeye çekilir, sızar. İşte bu anda tahta atın içindeki savaşçılar çıkar, nöbetçilerin üzerine atılırlar. Pusuda bekleyen Spartlaılar da Truva'ya üşüşür, bir kaç saat içinde şehri ele geçirirler. Yunanlı şair Homeros, İliada Destanı'nda bu olayı uzun uzun anlatır. Çanakkale'de yer alan bu tahta atın bir kopyası, bu efsaneyi günümüzde yaşatır."
İlk Çağ'da Anadolu'da Hitit, Frigya, Lidya ve Urartu devletleri kurulmuştur. - Hititler; Orta Anadolu'da Kültepe, Alişar, Alacahöyük, Karahöyük, Acemhöyük, Eski Yapar ve Boğazköy'e,
- Frigyalılar; İç Batı Anadolu'da Gordion, AFyon, Eskişehir ve çevresine,
- Lidyalılar; Gediz ve Küçük Menderes nehirleri arasında kalan bölgeye,
- Urartular; Van Gölü ve çevresine yerleşmişlerdir.
M.Ö. II. binin başlarında Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya gelerek Orta Anadolu'ya yerleşen Hi titler, bu topraklar üzerinde M.Ö. VII. yüzyıla kadar siyasi varlıklarını korumuşlardır. Başkentleri Hattuşaş (Boğazköy) olmak üzere yerleştikleri merkezlerde yaptıkları kendilerine özgü bir sanat tarzı yakaladılar.
Başkent Hattuşaş'ta Büyükkale'nin tamamlanmış planna göre Hitit yerleşimleri sur duvarları ile çevrilidir. Surlarda; burçlar, merdivenler, yer altı tünelleri (potern) yer alır. Hitit Yerleşimleride sur kapılarının savunma sisteminde önemli bir yeri vardır. Sur kapılarına, şehri koruduğu düşünülen sfenks (insan başlı, arslan vücutlu heykel) ve arslan heykelleri dikilmiştir. M.Ö. 275-1250 yıllarına tarihlenen 63 Hitit tanrıça kabartmalarıyla (rölyef) süslü, Yazılıkaya; bir kayaya yaslanmış farklı plana sahip mekanlardan oluşan açık hava tapınağıdır. Tapınak ve surlarda yer yer 5 metreyi geçen taş bloklardan oluşan orhastatlı duvarlar yer alır.
Hititlerde heykel, sur kapılarına yerleştirilen sfenks, arslan ve kral heykelleri, kabartmalar ise sur duvarları, yapınak ve küçük el sanatları örnekleriyle gelişmiştir. Heykel ve kabartmalarda tanrı, kral, tanrıça ve kraliçe tasvirleri önemli yer tutmaktadır. Heykel ve kabartmalarda görülen erkek ve kadın figürlerinin duruşu ortak özellikler gösterir. Kabartmalarda görülen insan figürlerinde yüzler ve bacaklar yandan, buna karşılık gözler, göğüs ve vücudun üstü cepheden gösterilmiştir. Kabartmalarda yer alan tanrı ve krallar bir kolunu öne doğru öteki kolunu göğüs hizasında yere paralel olarak uzatır. Tanrıça ve kraliçelerde ise bir kol tam, diğeri biraz öne uzatılmış ve yukarıya kıvrılmış olarak tasvir edilmiştir. Eller bütün figürlerde yumruk biçimindedir. Krallar tanrılara tapınma sırasında iki elini yumruk biçiminde birleştirerek yüzleri hizasında tutarlar.
Frigya, Batı Anadolu'nun M.Ö 1000 yılllarındaki adıdır. Anadolu'ya Boğazlar yoluyla gelmişler, siyasi bir topluluk olarak M.Ö. 750'den sonra ortaya çıkmışlardır. Frigya Devleti'nin kurucusu başkent Gordion'a adını veren Gordios'tur. Uzun kulaklarını külahının altında gizlediği için "Eşek Kulaklı Midas" adıyla efsaneleşen Kral Midas döneminde Frigyalılar tüm Orta ve Güneydoğu Anadolu'ya egemen olmuşlari mimari ve el sanatı ürünleri ortaya koymuşlardır. Eski bir Hitit yerleşiminin yıkıntıları üzerine kurulmuş başkent Gordiıon kalın ağaç gövdeleriyle desteklenmiş taş duvarlarla çevrilmiştir. Yapılan kazılarda burçlar arasında kale kapıları ve kamu yapıları ortaya çıkarılmıştır. Gordion'daki tüm yapılar megaron planlıdır. Kaya mezarı ve tümülüs adı verilen iki tür Frig mezar yapısı vardır. Gordion'daki büyük tümülüs, Midas'ın mezarıdır. Başkent Gordion dışında Frig kaya mezar anıtları, Eskişehir'in güneydoğusundaki kayalık ve dağlık bölgelerdedir. Tümülüs, yığma toprak tepeden oluşan, içinde mezar odası bulunan bir mezardır. Frigler'de heykel, küçük sanat eserleri kadar gelişmemiştir. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenen, Gordion'da bulunan arslan heykelleri Geç Hitit örneklerinin kopyalarıdır. Kabartmalar kaya mezarlarında yer alır. Ana tanrıça Kibele, kabartma ve heykellerde en çok görülen figürdür. Frigler'in seramik, maden, ağaç işçiliğinde ve dokumacılıkta ürettikleri eserler arasında, makara kulplu bronz tabakalar, seramik kaplar, altın, gümüş ve bronzdan yaylı çengelli iğneler (fibulalar), geometrik desenli süslü mobilyalar, değerli madenlerden kemer tokaları ve topates adı verilen kilimler yer alır. Lidya, bugünkü Gediz ve Küçük Menderes nehirleri arasında kalan bölgenin İlk Çağ'daki adıdır. M.Ö. 680-546 yılları arasında siyası varlıklarını koruyan Lidya Devleti, son kral Kroisos (Krezüs) zamanında en parlak dönemini yaşamış başkent Sarth (Sard) olmak üzere yerleştikleri bölgelerde çok sayıda yapıt vermişlerdir. Lidyalılar'ın insanlık tarihine en büyük katkısı parayı bulmuş ve kullanmış olmalarıdır. Tümülüsler içinde yer alan mezar odalarından başka, Lidya yapıları günümüze gelememiştir. Salihli Ovası'nda Bintepe adı ile anılan yüz kadar tümülüsün yer aldığı kraliyet mezarlığı, Anadolu'nun en görkemli gömü tepelerini içine alır. Toprak, kil ve taştan yapılmış tümülüslerin altında mermer ya da kireç taşından mezar odaları vardır. Bunlar duvar resimleri bezelidir. Lidya Heykeli: Uşak Müzesi'ndeki Lidya Hazinesi'nde koltuk dayanağı olan sfenks heykelleri, süs eşyası olarak kullanılan ayakta duran kadın, uzanmış keçi ve insan başı heykelleri Lidya heykel sanatına örnek verilebilir. Lidyalılar'a ait altın ve gümüşten yapılmış maden eserlerde yer alan figürlü süslemeler heykelleşmiş örneklerdir. Lidya Seramiği: Tümülüslerde yapılan kazılarda iki tip Lidya seramiği bulunmuştur. Birinci tip seramik yerel sanatçılar tarafından bölgenin ünlü kremi için üretilen ldionlardır. (lidyon). İkinci tip Lidya kap kacak örneklerinin üzerinde yer alan figürler ise Helenizmden etkilenmiştir. Urartu Devleti, Hazar Denizi, Malatyai Erzurum, Musul ve Halep arasındaki bölgede oturan Asya kökenli Hurri kabileleri tarafından M.Ö. IX yüzyılda Van Gölü ve çevresinde kurulmuştur. Başkenti Tuşpa'dır (Van). Mezopotama kültüründen esinlenen Babil ve Asur sanatından etkilenerek gelişen Urartu Sanatı hakkında, Erzincan Altıntepe, Varto Kayalıdere, Patnos Giriktepe ve Aznavurtepe, Adilcevaz Kef Kalesi, Van Kalesi, Toprakkale, Giyimli ve Çavuştepe'de yapılan kazılar ve bölge araştırmaları bilgi vermektedir. Urartular'a ait yerleşim alanlarında yapılan kazı ve araştırmalar sırasında kaleler, anıtsal sur duvarları, kuleler, kayalar içine oyulmuş kaya mezarları, tapınaklar, su sarnıçları, içlerinde yiyecek ve içeceklerin saklandığı büyük küplerin yer aldığı mahzenler, baraj ve sulama kanalları, kanalizasyona ait kalıntılar ve mezar yapıları bulunmuştur. Kaleler, Urartu mimarisinin en önemli örnekleridir. Sur içine yerleşen Urartular yüksek kale duvarlarını yazıtlarla belgelemişlerdir. Bu döneme ait tapınaklarda görülen çok sütunlu apadana adı verilen kabul salonları Urartular'ın mimariye getirdiği bir yeniliktir. Saraylar taş temel üzerine kerpiç malzeme kullanılarak yapılmıştır. Sarayda mutfak odaları, harem dairesi, elçilerin ve konukların kabul edildiği taht ve çok sütunlu kabul salonları vardır. Tapınak ve saray odaları freskolar ve kabartmalarla bezenmiştir. Küçük sanat eserlerinden madenler, Urartu tarzı ve tekniğini en iyi gösteren örneklerdir. Yapılan kazılarda; tunçtan yapılmış boğa başlı insan yüzlü, kanatlı ve kuş gövdeli kulpları olan üç ayaklı büyük kült kazanlar (dini törenlerde kullanılır), heykelcikler gümüş bakraçlar, altın madolyanlar, mobilya ayakları, süs ya da adam miğferleri, adak yazıtlı kalkanlar, fil dişinden yapılmış çeşitli süs eşyaları ele geçirilmiştir. Eşek Kulaklı Midas
Frigya uygarlığı denildi mi akla ilk gelen isim Kral Midas'tır. Her tuttuğunu altına dönüştüren Midas'la ilgili en tanınan öykü, kulaklarının eşek kulakları gibi uzadığını anlatan öyküdür. Kral Midas, bir gün Bozdağ'da dolaşırken, Yunan tanrısı Apollon ve Pan'ın müzik yarışması yaptıklarına tanık olur. İki tanrı kimin daha iyi çaldığını belirlemesi için Midas'ı hakem seçerler. Midas, Pan'ın çaldığı kavalı beğendiğini söyler. Bu seçime kızan tanrı Apollon Midas'ın kulaklarını eşek kulakları gibi uzatır. Midas bu gizini uzun bir süre saklarsa da bir gün berberi onun eşek kulaklarına benzeyen uzun kulaklarını görür. Berber, korkusundan kimseye açamadığı bu gizi, bir kuyu kazıp içine bağırır. Berberin ilk kazmayı vurduğu yerden biten otlar, kamışlar, "Midas'ın kulakları, eşek kulakları" çığlığını tüm ülkeye yayar.
Eski çağlarda Anadolu, çevresindeki kültür ve uygarlıklardan etkilenmiştir. Bunların en önemlileri Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarıdır.
Mısır, bir Afrika ülkesidir. M.Ö. IV. binden beri yerleşim görmüştür. Mısır'ın tarihi, Eski İmparatorluk, Orta İmparatorluk, Yeni İmparatorluk olmak üzere üç dönemde incelenir. Mısır sanatı her dönemde farklı özellik gösterir.
Mezar anıtları:
Yukarı Mısır'ın Gize ve Sakkara nekopollerinde (mezarlık) çok rastlanan mastabalar Eski İmpatorluk Dönemi'nde yapılmış ilk mezarlardır. Mastabalar; diktörtgen planlı, piramit gövdeli, alçak, tuğla veya taş yapılardır. Mısır uygarlığını dünyaya tanıtan piratmitler de Eski İmparatorluk Dönemi mezar yapılarıdır. İki tür piramit vardır: Basamaklı ve düz piramitler. Sakkara'da bulunan Coser (Koser) Piramidi basamaklı piramitlerin ilk örneğidir. Antik döneme ait Gize'de bulunan düz piramitlerden Keops, Kefren ve Mikerinos ile görkemli Sfenks anıtı, Mısır'ın sembolüdür.
Tapınaklar:
Orta ve Yeni İmparatorluğun en önemli yapıları tapınaklardır. Bir kayalığın eteğine inşa edilen Kraliçe Haçepsut'un Deyr'ül Bahri'de yaptırdığı tapınak, doğa ile tam bir bütünlük sağlamıştır. Kademeli bir tanrıça sistemi gösteren tapınak zigguratları andırır. Tebai yöresindeki Karnak ve Luksor, Mısır tapınaklarının en büyük ve önemlileridir. Bu tapınaklar, etrafı duvarla çevirli büyük bir avulunun ortasında yer alır. Tapınağa, iki tarafında sfenks heykelleri bulunan bir yolla ulaşılır. İki kulenin oluşturduğu giriş, Yeni İmparatorluk döneminde görülen yaygın bir özelliktir. Girişin önünde genellikle dikilitaşlar (obeliks), oturan tanrı ve kral heykelleri vardır. Mısır'da kaya içine oyulmuş tapınaklar da yapılmıştır. II. Ramses ve karısı Nefertiti'nin tapınağı olan Abu Simbel bu tip tapınaklara önemli bir örnektir.
Saraylar:
Ahşap, kerpiç ve tuğladan inşa edilmiş saraylar hakkında bilgi, bu dönem resim ve kabartmalar üzerinde yer alan tasvirlerden edinilmektedir. Tapınak ve mezarlar kadar görkemli olan bu yapılar, kent dışında ve tanrıların tapınakları çevresinde yapılmıştır. Saraylar, kral ve ailesinin konutu, saray görevlilerinin evleri, tanrılara ve kralın tanrılarına adanmış tapınakları içine alan bir yapı topluluğudur. III. Amenofis'in Malkatta'da, IV. Amenofis'in Amarna'daki Akhenaton sarayları bu uygarlığın sivil mimari yapılarına örnektir.
Mısır Heykel ve Resim Sanatı |
Heykel Sanatı:
Eski, Orta ve Yeni İmparatorluk dönemlerinde, tai, ahşap ve bronzdan yapılmış heykeller; tapınak, saray ve mezar anıtlarının özellikler cephelerinde yer alır. Yapılan araştırmalarda tanrıların, firavunların ve yüksek dereceli devlet memurlarının ayakta ya da oturan heykelleri bulunmuştur. Ayakta duran tek ya da grup heykellerinde figürler, cepheden (frontal), sol ayak bir adım önde ve kollar vücuda yapışık olarak taşa yontulmuştur. Oturan heykellerde ise figürler oturdukları koltukta kaynaşmış gibidir. Eller dizler üzerindedir. Sağ el yumruk biçiminde sıkılmıştır. Bir elin bazen göğüs üzerine konduğu görülür. Bağdaş kurup oturan, yere yatan ve hamur açan insan heykelleri ayakta ya da oturan heykel tiplerinden daha canlı ve daha hareketlidir.
Resim Sanatı:
Teb, Mısır resim sanatına ait örneklerin en bol olduğu merkezdir. Genellikle mezar duvarlarına yapılan resimlerin konularını tanrılar, dinsel törenler ve günlük yaşam sahneleri oluşturmaktadır. Topraktan elde edilen doğal renklerle, saz, kamış ve palmiye liflerinden yapılmış fırçalarla yapılan resimler fresko tekniğindedir. Fresko, yaş sıva üzerine boyalarla yapılan duvar resmidir. Kabartma ve resimlerde Hitit sanatının etkileri görülür. Figürlerin gövde, omuz ve gözleri cepheden, bacak ve yüzleri profilden (yandan) betimlenmiştir. Resimlerde firavunlar ve tanrılar daha büyük gösterilmiştir. Kadınlar açık sarı veya pembe, erkekler kırmızı ve kahverengi renklerde boyanmıştır. Kitap ya da papirüsler ve mumya tabutları üzerine çizilen resimler de Mısır resim sanatını yansıtan örneklerdendir.
İlk çağlarda Dİcle ve Fırat nehirler arasındaki bölgeye Mezopotamya adı verilmiştir. Mezopotamya'nın siyasi tarihi Sumerler ile başlamaktadır. Sumerler Asya kökenli bir kavim olup M.Ö. IV. binde Ön Asya'ya gelerek Aşağı Mezopotamya'ya yerleşmişlerdir. Burada Lagaş, Ur, Uruk, Eridu, Umma ve Kaş gibi önemli şehir devletleri kurmuşlar, Mezopotamya kültür ve uygarlığının ilk temsilcileri olmuşlardır.
Sumerler, kerpiçten kalın surlarla çevirdikleri şehirlerin içinde tanrılar için tapınaklar, krallar için saralyar ve konutlar yapmıştır. Nehir taşmalarına karşı yapılmış yüksek setler üzerinde yer alan tapınak ve saraylar dikdörtgen avlunun etrafına dizilmiş çeşitli oda ve koridorlardan oluşmaktadır. Tapınaklar üst üste oturan kerpiç taraçlardan oluşan kule şeklindedir. Bu tapınaklara ziggarut adı verilir. Ur şehrindeki tanrıça Nanna'ya ait ziggurat bu tapınaklara bir örnektir. Sumerler konutlarında saray planlarının küçültülmüş şeklini uygulamışlardır. Mezar yapılarına ise Mısır'da olduğu kadar önem verilmemiştir. Yapıların duvarları kalındır, cephelere yerleştirilen payelerle hareketlilik kazanmıştır. Pencere yoktur. Odaların üstü ahşap çatı ya da tuğladan örülmüş tonoz ve kubbelerle örtülüdür. Cepheler sırlı tuğla, renkli taşlardan yapılmış mozaik ya da taş ve maden levhalarla kaplanmıştır.
Heykel ve Kabartma Sanatı
|
Kireç taşıi diyorit ve mermerden yapılmış Sumer heykellerinin konularını tanrılar, krallar ve kentlerin önde gelen kişileri oluşturur. Heykellerde vücudun üst kısmı çıplaktır, eller göğüs üzerinde kavuşmuştur. Kral Lugaldalu heykeli ve Sumer kabartmalarında görülen etekler, kralların nasıl giyindiklerini göstermesi açısından önemlidir. Uruk'ta bulunan ve M.Ö. 2800 yıllarına ait tanrıça ya da rahibe olduğu sanılan mermer kadın başı heykeli ve direğ örneklerde yüzler oval ve dolgundur. İri gözler, kalın kaşlar ve kapanmış dudaklar ortak özellik gösterir. Kabartmaların konularını kralın günlük yaşamına ait sahneler ve dönemin siyasi olayları oluşturmaktadır. Mısır'da olduğu gibi baş, göğüs ve bacaklar profilden, göz, omuz ve eller cepheden tasvir edilmiştir. Saç ve elbiseler özenle işlenmiştir. Kabartmaların en tanınmışı Sumer ordusunun düşmanı yenmesi ve düşman askerlerinin akbabalar tarafından parçalanmasını işleyen Akbabalar Steli'dir. Stelin arka yüzünde Sumer tanrısının ağ içindeki düşmanların kafalarına sopayla vuruşu görülmektedir.
Anadolu'da Yunan, Roma ve Bizans Sanatı |
Yunanistan ve Ege adalarından Anadolu'ya göç eden İyonlar, Akalar ve Dorlar yerli kültürden etkilenerek Anadolu'da mimari, resim, heykel ve kabartma örnekleri ile Yunan sanatını oluşturdular.
Yunan şehirleri akropol adı verilen yüksek tepeler üzerine kurulmuştur. Anadolu'da kurulan ilk Yunan kentleri Ephesos (Efes), Miletos (Milet), Priene (Güllübahçe), Phokaia (Foça), Pergamon (Bergama), Smyrna'dır (İzmir). Yunan mimarlığının en önemli yapı türü tapınaktır. Yunan tapınağı, İlk Çağ'da Batı Anadolu yerleşimlerinde bulunan megaron tipli yapılanrın zamanla gelişen örnekleridir. Tapınaklar basamakla çıkılan bir zemin üzerine yapılmış, sütunlu bir giriş (portik) ve girişe açılan kutsal odadan (sella) oluşmuştur. Tağınaklarda kullanılan sütun sistemlerine göre Dor, İyon ve Korint nizamı olarak adlandırılan üç tapınak tipi gelişmiştir.
Dor Nizamı
Bu nizamda yapılan Yunan tapınaklarında şu özellikler görülür:
- Sütun doğrudan stilobat üzerine oturur ve üzerine çatının oturduğu arşitravı taşır.
- Süton gövdesi yivlidir (oyuklu) ve tabana doğru genişler.
- Echinos sütun başlığıdır.
- Sütun başlığı üzerinde çatının yükünü taşıyan abakus adı verilen yastık yer alır.
- Abakusun üzerinde triglif ve metopların yer aldığı arşitrav bulunur.
- Kırma çatı ile örtülü bu tapınakların kısa kenarlarındaki üçgen çatı alınlığı (tempanon) kabartmalarla, köşeler ise heykellerden oluşan aroterlerle süslüdür.
|
Aanadolu dışında bu nizama ait en önemli örnek Atina Akropolü'nde yapılan Parthenon, Anadolu'da Assos (Bhramkale) Athena Tapınağı'dır.
İyon Nizamı
- Sütunlar Dor nizamındakilere oranla ince ve yüksektir. Torus adı verilen bir kaide üzerine oturur
- Sütun başlığı volüt adı verilen iki spiral kıvrımla bezeli bir başlıktan oluşmuştur.
- Abakus, Dor nizamındakine oranla daha incedir ve düz değildir.
- Arşitrav tek bloktur.
- Frizden çatıyakadar olan bölüm Dor nizamı ile benzeşir, tek fark üzerinde yer alan kabartmalardır.
- İyon tapınakları ince uzun sütunları ile Dor tapınaklara göre daha yüksek ve zarif görünümlüdür.
|
Bu nizama Anadolu dışında; Atina Nike Tapınağı, Anadolu'da ise; Ephesos'taki (Efes) Artemis Tapınağı, Didyma'daki (Didim) Apollon Tapınağı örnek verilebilir. Anadolu'da İyon nizamında yapılan önemli bir yapı da Halikarnoasos'taki (Bodrum) Mausoleum'dur (Mavzelum) (mezar yapısı). Deprem sonucu yıkılan yapının tamamlanmış çizimine (restitüsyon) göre anıtın dört bölüme ayrıldığı söylenebilir: taban, yüksek kaide, İyon nizamındaki sütunların çevirdiği ana bölüm ve çatı. Çatının üzerinde dört atın çektiği bir arabada Mausollos (Mavzolos) ile karısı Artemisia'nın (Artemisya) heykelleri bulunmaktadır. Anıtın etrafını çevreleyen kabartmalı frizlerde dönemin ünlü sanatçılarından Bryaxis (Briyaksis), Timitheos (Timoteos) çalışmıştır.
Korint Nizamı
- Bu tür tapunaklarda Dor ve İyon nizamı özellikleri bir arada kullanılmıştır.
- Süton başlıkları DOr ve İyon nizamındakilere oranla hareketlidir, kenger (aküntüs) yaprakları ile kıvrık dallardan oluşmuştur.
|
Anadolu dışında Atina'daki Zeus Olympos (Olimpo) Tapınağı, Anadolu'da Uzuncaburç Zeus Tapınağı bu nizama örnektir. Bir tapınağın hangi nizama ait olduğunu söyleyebilmek için öncelikle sütun başlıklarına bakmak gereklidir. Yunanlılar, tapınaklardan başka agora )pazar) alanları, kapalı tiyatro biçiminde yapılan bouleterion'lar (şehir meclisleri), konser binaları olan odeonlar, gençlerin antreman yapmaları ve eğitim görmelerini sağlayan gymnasiom'lar, atletizm yarışmalarının yapıldığı stadion'lar (stadyum), tiyatrolar, kütüphaneler, saraylar ve evler inşa etmiştir. Tepe yamaçlarındaki tiyatrolar Yunan şehirlerinin önemli yapılarıdır. M. Ö. 4. yy.dan sonra taştan yapılmaya başlanan tiyatrolarda ortada oyunun oynandığı bir orkestra bölümü ve bunu çeviren taş basamaklar bulunmaktadır. Yunan sarayları ve evleri; avlu ve onun etrafında yer alan odalardan oluşmuştur. Saray ve evlerin duvarları resim ve mozaiklerle kaplanmıştır. Efes'teki Yamaç Evleri bu evlere örnektir. | Heykel ve Kabartma Sanatı |
Yunan heykel ve kabartma sanatı, üslup ve teknik açıdan üç dönemde incelenir:
- Arkaik Dönem (M.Ö. 7. yy - 6. yy
- Klasik Dönem (M.Ö 5. yy - 4. yy)
- Helenistik Dönem (M.Ö. 4. yy - 1. yy)
|
Bu dönem, heykel sanatı özellikleri ve görüldüğü bölgeler açısından üç ekole ayrılır.
- Girit - Peloponnessos Ekolü
- İyonya Ekolü
- Atina Ekolü
|
Girit - Peloponnessos Ekolü: Bu ekolüm en bilinen örnekleri çıplak erkek (kuros) ve genç kız (kore) heykelleridir. Frontal duruşlu bu heykeller Mısır etkisi göstermektedir. Bu heykellerde kollar aşağıya doğru sarkıtılmış, eller yamuk şeklinde gösterilmiş ve göğüs şişkin olarak işlenmiştir. Figürlerde baş iri, saçlar lüleler halinde omuzlara düşmüştür. İyonya Ekolü: Batı Anadolu'da ve Ege adalarında görülen bu üsluptaki heykeller tapınaklara giden caddelerin kenarlarında yer alır. Atina Ekolü: Atinalı heykeltraşlar tarafından yapılan genç kadın ve erkek heykelleri bu ekole örnektir.
Bu dönem heykellerinde görülen özellikler şunlardır:
- Heykeldeki frontal duruş değişmiştir.
- Vücut ağırlığı bir bacak üzerine verilmiş, serbest kalan ayak geriye doğru bükülmüş, heykelde baş bir tarafa çevrilmiştir.
|
Yunanlı heykeltraşlardan Miron'un Dist Atan Atlet Heykeli'nde, Praksiteles'in Dionysos'u Taşıyan Hermes Heykeli'nde, Laochares'in Belvedere Apollon'unda, Polykleitos'un (Polikletes) Doriforos isimli heykellerinde bu dönem heykel özelliklerini görebiliriz. Bu dönem heykellerinde görülen özellikler şunlardır: - Portre sanatı gelişmiştir. Portre heykelciliğinin Yunanistan'daki en önemli sanatçısı Lysipos'tur (Lisippos). Büyük İskender'in baş heykellerini yapmıştır.
- Figürlerde aşırı hareket, coşku ve şiddet ifadelerine yer verilmiştir.
|
Bu dönemin en ünlü eseri Laokoon Heykel Grubu'dur. Bu heykelde yılanlar tarafından sarılan Laokoon ve oğullarının ölümle mücadelesi gösterilmiştir. Kabartmalar, tapınakların alınlıklarında, metoplarda ve lahitlerde görülür. Klasik Döneme ait Ağlayan Kadınlar Lâhdi, Helenistik Dönem'e ait İskender Lâhdi ve Bergama Zeus Tapınağı kabartmaları bu sanatın en önemli örneklerindendir. Roma, M.Ö. 753 yılında Romulus tarafından İtalya yarımadasında kuruldu. 395 yılında Doğu ve Batı Roma olmak üzere ikiye ayrıldır. Batı Roma, Kavimler Göçü sonunda 476'da yıkıldı. Doğu Roma (Bizans) ise Orta Çağ boyunca varlığını korudu ve 1453 yılında Osmanlı Devleti tarafından ortadan kaldırıldı. Roma mimarlığında görülen başlıca yapı türleri içinde; tapınaklar, tiyatrolar, amfitiyatrolar, evler, saraylar, forumlar, bazilikalar, stadionlar, hamamlar, su kemerleri, kütüphaneler, zafer takları ve sütunlu caddeler yer alır. Roma İmparatorluğu zamanınında Anadolu şehirleri, bu kültüre ait yapılarla donatılmıştır.
Tapınaklar: Roma tapınakları iki tiptedir: Birinci tip, Yunan tapınaklarıyla benzerlik gösterir. Dikdörtgen planlıdır. Güney Fransa'daki Nimes Tapınağı bu tipe örnektir. İkinci tip tapınaklar yuvarlak planlıdır. İmparator Hadrianus tarafından yaptırılan Roma'daki Panteon bu time örnek verilebilir. Anadolu'da bu döneme ait yapılan tapınaklar: Ankara Augustus (Avgustus) Tapınağı, Çavdarhisar-Kütahya Zeus Tapınağı, Side'de Athena ve Apollon tapınakları, Bergama'da Traneum (Trayaneum Tapınağı, Ephesos Domitianus (Domitiyanus) Tapınağı, Truva'daki Athena Tapınağı bu tip tapınaklara örnektir.
Tiyatrolar: Roma tiyatroları Yunan tiyatroları gibi üç ana bölümden oluşmuştur: Sahne binası (scene), meydan (orkestra), oturma basamakları (cavea). İki katlı scene ilk kez Roma mimarisinde görülür. Yunan tiyatrolarında sahne ile basamaklar arasında yer alan boşluk Roma tiyatrolarında görülmez. Bu tiyatrolar düzlük alanlarda, kemerler üzerinde yükselmiştir. Side, Efes, Milet, Bergama Hieropolis ve Antalya Aspendos Tiyatrosu Anadolu'daki Roma tiyatrolarına örnektir.
Amfitiyatro-Arena: M.Ö. 1. yy'da Roma ve Pompei'de rastlanılan bu türe örnek olarak Roma'daki Colleseum (Kolezyum) verilebilir. Ortada oval bir meydan ve bu meydanı çeviren oturma yerlerinden oluşan bu yapılan gladyatörlerin gösteriler düzenlediği yerlerdir.
Evler ve Saraylar: Roma evi atrium adı verilen avluya açılan odalardan oluşur. Avlunun ortasında bir havuz vardır. Evlerin zeminleri mozaik döşelidir. Efes'teki Yamaç Evleri Roma evlerine örnektir. Saraylar, evlerde uygulanan planın büyük ölçüde tekrarlanmış şeklidir. Sarayların içi fresko ve mozaiklerle, dışı ise mermer kaplamalarla süslenmiştir. Roma Palatino Tepesi'ndeki Domition Sarayı bu türe örnektir.
Forumlar: Halkın toplandığı ve resmi işlerin görüşüldüğü açık meydanlardır. Çevresinde tapınaklar, resmi (bazilika) ve özel yapılar bulunur. Roma'daki Forum Romanun, Anadolu'da Bergama ve Hatay Forumlar bu yapılara örnektir.
Bzailikalar: Forumların çevresinde yer alan resmi işlerin yürütüldüğü, içi sütunlarla neflere ayrılmış dikdörtgen planlı yapılardır. Roma'da Konstantin Bazilikası, Anadolu'da Bergama ve Aspendos bazilikaları bu türe örnek verilebilir.
Stadionlar: Atletizm yarışmaları için yapılmıştır. Anadolu'da Bergama, Mileti Efesi Afrodisias ve Perge'de örnekleri bulunur.
Hamamlar: Giriş, soyunma odaları, soğukluk, ılıklık, sıcaklık, terleme odaları gibi bölümlerden oluşan büyük yapılardır. Isıtma, socak hava taşıyan künkler ya da duvar içinden sıcak su ve buhar geçirilerek sağlanmıştır (hipokaust sistemi). Önemli örnekler Roma'da Caracalla (Karakalla), Diokletianus, Titus, Anadolu'da Ankara'daki Roma Hamamı, Milet Faustina Hamamı, Antalya'daki Phaselis (Faselis) Hamamı'dır.
Su Kemerleri: Roma şehirlerinin su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmişlerdir. M.S. 2. yy'da inşa edilen Aspendos, Efes, Bergama ve Valens (Bozdoğan) su kemerleri bu türe örnektir.
Zafer Takları : Taklar, şehirlere girilen yolların başına, meydanlara ve forumların girişlerine yapılmıştır. Üzerlerinde imparatorların heykelleri, savaşları ve zaferleri anlatan kabartmalar vardır. Roma ve Anadolu'da çok sayıda örneği bulunmaktadır.
Sütunlu Caddeler: Roma sanatının kent mimarisi içinde ortaya koyduğu yeniliklerden biridir. Caddelerin iki yanında heykellerle süslü sütunlar yer alır. Efes, Mileti Hierapolis (Denizli-Pamukkale), Uzuncaburç ve Side'de örnekleri bulunmaktadır. İstanbul'daki Çemberlitaş önemli bir örnektir.
| Heykel ve Kabartma Sanatı |
Roma heykel sanatı, portre heykelleri ve tarihi kabartmalar üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu dönemde imparatorların, komutanların ve önemli kişilerin portreleri gerçeğe uygun olarak taşa yontulmuştur. Anadolu müzeleri Roma heykel örnekleri bakımından oldukça zengindir.
Bizans, Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra merkezi İstanbul olan Doğu kısmının adıdır. Trakya, Balkanlar, Makedonya, Sırbistan, Yunanistan, Kuzey İtalya, Suriye, Filistin, Mısır, Afrika'nın kuzeyi ve İspanya'nın doğu kıyılarında egemen olmuştur. En parlak dönemini Justinianus (Jüstinyen) zamanında (527-565) yaşayan, gelişimini 11. yy'ın sonuna kadar sürdüren devlet Fatih Sultan Mehmet tarafından 1453 yılında ortadan kaldırılmıştır. Bizans mimarisini dini, sivilve askeri olmak üzere üç bölümde Bizans mimarisinin dini yapıları olan kilisilerde bazilikal, merkezi ve haç plan tipleri görülür. Bazilikaların kubbeli, haç planlı olanların serbest haç ve Yunan haçı biçiminde olan çeşitleri vardır. Bazilikalar sütun dizileri ile neflere ayrılmıştır ve dikdörtgen planlıdır. Yapıya girişteki bölüm narteks ismini alır. Orta nef, yan neflerden daha geniş ve yüksek tutulmuştur. Doğu cephede dışa çıkıntılı apsis bulunmaktadır. Anadolu'da Demre Aziz Nikolaos (Noel Baba) Kilisesi, Karaman Binbir Kilise, Efes Meryem Ana Bazilikası bu türe örnektir. Merkezi planlı kiliseler kare yada çokgen biçiminde yapılmıştır. Bu tipe İstanbul'daki Sergios Bacchos (Küçük Ayasofya) Kilisesi örnektir. Kubbeli bazilikaların, orta neflerin merkezindeki kare bölümler kubbe örtülüdür. Bu tipe örnek İstanbul'daki Hagia Sophia'dır (Ayasofya).
Ayasoyfa: İlk yapı bazilikal planlıdır. 532'de yanan yapı Jüstinyen zamanında kubbeli olarak inşa edilmiştir. Tuğla, taş ve mermer malzemenin kullanıldığı yapının süslemelerinde fresko ve mozaikler yer alır. Resimlerde konu olarak İsa'nın hayatından sahneler, havariler, imparator ve imparatoriçeler işlenmiştir. Osmanlılar zamanında camiye çevrilen yapıya Mimar Sinan tarafından kubbeyi destekleyen payandalar eklenmiştir. Cumhuriyet Dönemi'nde müze durumuna getirilen yapı (1933) günümüzde de müze olarak kullanılmaktadır. Serbest haç planlı yapılara İstanbul'da Hagia Eirene (Aya İrini), Yunan haçı planlı yapılara Chora (Kariye), Hagia Theakla (Atik Mustafa Paşa Camii), Hagia Theodosia (Gül Cami), Myrelaion (Bodrum Camii) örnek verilebilir. Bizans uygarlığı Yunan ve Roma uygarlıklarının bir devamıdır. Bizans şehirlerinde, bu uygarlıklarda görülen saraylar, meydanlar, agoralar, sütunlu caddeler, taklar ve dikilitaşlar yer alır. İstanbul'daki Büyük Saray dışında günümüze gelebilen saray örneği yoktur. Roma şehirlerinde özel bir yeri olan su kemerleri, su yolları, sarnıçlar ve çeşmelerin önemli örnekleri bu dönemde görülür. Bizanslılar şehre kadar getirdikleri suları şehir merkezlerindeki sarnıçlarda toplamışlardır. Sarnıçların en çok bulunduğu merkez İstanbul'dur. Yerebatan Sarayı adıyla anılan sarnıç, Binbirdirek ve Zeyrek sarnıçları bu yapı tiğine ait önemli örneklerdir.
Surlar ve kaleler: Şehirlerin etrafını çeviren sur ve kalelerin önemli olanları İstanbul ve İznik'te yer alır. Bizans resminde iki farklı teknik kullanılmıştır. Bunlar fresko; yaş sıva üzerine boyalarla yapılan duvar resmi, mozaik ise küçük boyutlu renkli taş, cam ve değişik malzemelerin yan yana dizilmesiyle elde edilen bir resim türüdür. Bu dönem freskoların en önemli örnekleri Anadolu'da Kappadolya Bölgesi kiliselerinde, mozaikleri de İstanbul Ayasofya'sında görülür. Bu kiliselerde yer alan resimlerde İsa'nın yaşamına ilişkin, İncil'den alınmış konular incelenir. İkonazlama (tasvir kırıcı) döneminde tahrip edilen resimlerin yerine İsa'yı sembolize eden motifler (haç, koyun, bitki) yapılmıştır. Bu dönemin sona ermesinden sonra Orta ve Son Bizans dönemlerinde kiliseler yeniden resimlenmiştir. Orta Çağ Avrupa Sanatına Genel Bakış
|
Roman sanatı, 10 ve 13. yüzyıllar arasında Almanya, İspanya, İngiltere ve Fransa'da olmak üzere Avrupa'nın değişik ülkelerinde mimari de görülen Orta Çağ sanatıdır. Bu dönem sanatının özellikleri:
- Dini yapıların (kilise, katedral) yapımına ağırlık verilmiştir.
Katedral: Bir kentin büyük kilisesi.
- Yapılarda Latin haçı bazilikal planda uygulanmıştır.
- Katedral ve kiliseler genellikle üç neflidir. Orta nef, yan neflerden daha geniş ve yüksektir. Roman katedrallerinde, kilise korosunun yer aldığı bölümünün aştona kripta denilen yer altı mezarı eklenmiştir.
Yapılar içten çarpraz ve tonoz, dıştan sivri çatı ile örtülüdür. Tonoz: Bir kemer gözünün derinlemesine örülmesi ile oluşturulan tavan örtüsüdür. Biçimlerine göre beşik, çarpraz, haç vb adlar alırlar.
- Yapılarda, nefleri birbirinden ayıran payeler ve sütunlar oldukça kalındır. küp biçimli başlıkları vardır.
- Kesme taş kullanılan yapıların dış cephelerinde köşeli ya da yuvarlak çan kuleleri yer alır.
Kilise ve katedrallere eklenen yüksek çan kuleleri Hristiyan inancına göre Tanrı'ya ulaşmak düşüncesinden doğmuştur. Yapıların içindeki mistik hava da (karanlık, kasvetli görünüm) dini faktörle yakından ilgilidir.
- Yapıların içinde ve dışında kullanılan yuvarlak kemerler, özellikle dış cephelerde hareketliliği ve planın anlaşılmasını sağlar.
Kemer: İki duvar ya da ayağı birbirine bağlayan eğrisel biçimli taşıyıcı mimari ögedir. Sivri, basık, yuvarlak, at nalı, dilimli vb türleri vardır.
- Özellikle yapıların ön cephelerinde benzerlik görülür. Çok katlı olarak düzenlenen bu cephelerin eksenlerinde portal ve gül bezek (rozet) yer alır. Fransa'da Notre Dame La Grande, Almanya'da Spayer, İtalya'da Modena katedrallerinin cepheleri bu düzendedir.
Rozet: Katedrallerin ön cephesinde, portalin üstünde yer alan daire biçimde, vitraylı pencere ve bezeme ogesi. Vitray: Renkli camların bir kompozisyon oluşturacak biçimde yan yana yerleştirilmesi ve aralarının kurşun şeritlerle bağlanmasıyla elde edilen resim ya da bezemedir.
- Bı dönem sanatının önemli yapıları arasında Fransa'da Notre Dame La Grande, Almanya'da Worms, İtalya'da Pisa yapı topluluğu sayılabilir.
|
Gotik, 12. yüzyıl ortalarında Fransa'da ortaya çıkmış bir Orta Çağ sanat akımıdır. İngiltere, Almanya, İspanya ve İtalya'da da görülür. Bu dönemde Roman kilise ve katedral planları değişmemekle birlikte yapıların dış cephe mimarileri ve süslemeleri farklılaşmıştır. Bu farklı özellikleri şöyle sıralayabiliriz.
- Yapılar Roman yapılarına göre oldukça yüksektir. Bu özellik yapılarda daha çok sivri kemerlerin kullanılmasına neden olmuştur.
- Duvarlar adeta kaybolmuş; paye, kemer ve payanda kemerlerinden oluşan yapı iskeleti ortaya çıkmıştır. Payelerin araları vitraylı pencerelerle kaplanmıştır.
- Portaller anıtsallaşmış, etraf dini konulardan oluşan heykel ve kabartmalarla süslenmiştir.
- İtalya'daki Gotik yapıların dışında, diğer ülkelerde yer alan kiliselerde çan kulelerinin yapımına devam edilmiştir.
Gotik mimarisinin Fransa'daki en önemli yapısı Notre Dame (Notr Dam) Katedrali'dir. Bundan başka Amiens (Amyens), Reims (Reyms) katedralleri Fransa'dakilere, Köln, Ulm katedralleri Almanya, Lincoln (Linkoln), Salisbury (Salisböri) katedralleri İngiltere, Burkos Katedrali İspanya, Milano Katedrali de İtalya Gotik yapılarına örnektir. |
Rönesans İtalya'da doğmuş, daha sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılmıştır. Sözcük anlamı yeniden doğuştur. Doğuş, Yunan ve Roma kültürlerinin tekrar canlanmasını anlatın. Sanata da yansıyan bu hareketle, 15. ve 16. yüzyıllarda resim, heykel ve mimaride önemli örnekler verilmiştir.
Rönesansı hazırlayan nedenler |
Yeni Çağ'ın başında Avrupa'da özellikle siyasal alanda görülen bu hareket Rönesans sanatının oluşmasına neden olmuştur. Bu dönemde Orta Çağ Avrupası'nın siyasi düzenine egemen olan kilise gücünü kaybetmi, buna bağlı olarak sanat dinsel etkiden kurtulmuş, mimaride sivil yapılar önem kazanmıştır. Heykelde kral ve kral ailesi, resimde ise daha çok portre ve güncel konular işlenmiştir. Rönesansı hazırlayan nedenler şunlardır: - Avrupa'da kültür ve sanat etkinliklerini destekleyen, bilim adamları ve sanatçıları koruyan varlıklı kişilerin ortaya çıkması,
- Yunan ve Roma'ya ait edebiyat, felsefe, bilim ve sanat eserlerinin incelenmesi ve bunların akademilerde okutulması,
- Matbaanın kullanılması ve coğrafi keşifler sonucu yeni buluş ve düşüncelerin yayılması,
- İnsanın kendi doğasını tanımasına, kendi hakkına sahip çıkmasına yol açan hümanist düşüncenin yaygınlaşması.
|
Genel Özellikler
Rönesans mimarisi taş ve mermer malzemenin ağırlıklı olarak kullanıldığı daha çok sivil yapılarla ortaya çıkar. Bunun yanı sıra dini yapıların yapımı da devam etmiştir. Bu dönem yapılarında Yunan ve Roma mimari örneklerinde gördüğümüz mimari ögeler yeni bir anlayışla kullanılmıştır. Dini yapılar adeta Orta Çağ dinsel inancının bu dönemde yıkıldığını gösterir gibidir. Tanrıya yaklaşmayı sağlayan sivri tonoz, sivri kemer ve çan kulelerinin yer aldığı yüksek yapılar yerini yuvarlak kemer, beşik tonozun kullanıldığı daha alçak merkezi planlı yapılara bırakmıştır. Yapı cephelerindeki farklılaşma yeni oluşan düzenin etkisindedir. Cephelerdeki hareketlilik yerini sadeliğe bırakmıştır. Yapılar mahalle aralarında kalmış alçak görünümlü en çok üç katlı olarak inşa edilmiştir. Orta çağ kilise ve katedrallerinin cephelerinde yer alan dini konulu heykel ve kabartmalar Rönesans örneklerinde yoktur. Mimarlar
Flippo Brunelleschi (Brünelleski 1377-1446): Folaransalı sanatçı İtalyan Rönesans mimarisinin temsilcilerindendir. Yapılarında Roma mimarisinde görülen kubbe, kemer, sütun gibi mimari ögeleri kullanmıştır. Yapımında çalıştığı Floransa Katedrali'nin Kubbesi Roma'daki Pantheon Tapınağı kubbesinden sonra en anıtsal büyük kubbedir. Floransa'da San Lorenzo Kilisesi, Pitti Sarayı, Pazzi Şapeli ve Öksüzler Yurdu mimarın diğer eserlerindendir.
Leon Battista Alberti (1404-1472): "Bir eserin güzelliği, oranlarındaki uyuma bağlıdır." diyen sanatçının sanat tarzını en iyi yansıtan eseri San Francesco (San Françesko) Kilisesi'dir. Floransa'daki Rucellai (Ruçellayi) Sarayı da sanatçının sivil yapılarına örnektir.
Donato Bramante (1444-1515): 16. yüzyıla başlanmasıyla birlikte yüksesk Rönesans başlar. Bu zamanda en önemli sanat merkezi Roma'dır. Bramante, Yüksek Rönesans mimarlığının baş ustası olmuştur. Sen Piyer Kilisesi'nin avlusunda inşa ettiği Tempietto Kilisesi sanatçının en önemli eseridir. Genel Özellikler
Rönesans dönemi heykelleri konularını Tevrat ve İncil ile mitolojiden alır. Bunun yanı sıra devlet adamları, kahramanlar ve sanatçıları koruyan zenginlerin de heykelleri yapılmıştır. Bu dönemde yapılan atlı heykeller önemli bir gruptur. Çıplak heykeller de çalışılmıştır. Heykel üç boyutludur. Heykelcilik mimariye Orta Çağa göre çok daha az bağlıdır. Resim ve mimaride olduğu gibi heykelde de oran (ölçülerin uyumluluğu) bu dönemde en ileri düzeydedir. Heykeltraşlar
Lorenzo Ghiberti (Ciberti) (1378-1455): Floransalı rölyef ustasıdır. Floransa'daki vaftizhanenin bronz kapıları için yaptığı kabartmalar sanatçının en önemli çalışmasıdır.
Donatello (1386-1446): Ghiberti'ye rölyef çalışmalarında yardım eden sanatçının eserleri Yunan Klasik dönem heykellerini hatırlatır. Gattamelata Heykeli Rönesans'ın ilk atlı heykeli ve Donatello'nun en büyük eseridir. Bu dönemin diğer önemli heykeltraşı Verrochio'nun yaptığı Davut Heykeli de görülmeye değerdir. 16. yüzyıl heykel sanatında büyük gelişmelerin görüldüğü önemli sanatçıların yetiştiği bir dönemdir. Bu dönem sanatçılarından Michelangelo (Mikelancelo) yaptığı eserleriyle döneme imzasını atmıştır.
Buonarotti Michelangelo (1475-1564): Çoğunlukla heykel çalışan sanatçının resim ve mimari alanlarında da çalışmaları bulunmaktadır. Kilise duvarlarına yaptığı resimlerindeki fügürleri adeta heykelleştirmiştir. Mermerden yaptığı heykellerde figürlerin anatomik özelliklerine uygun çalışmıştır. Eserlerinin konularını da çok İncil ve Tevrat'tan alınan öyküler ve kişiler oluşturur. Ünlü heykellerinden biri olan Musa Heykeli'ni sanatçı, Papa II. Julius'un mezar anıtı için yapmıştır. San Pietro Kilisesi için yaptığı Pieta (Acı) Heykeli'nde, Meryem ölmüş İsa'yı kucağına almıştır. |